The concept of the metaverse, once envisioned as a virtual space of experience, has gained renewed momentum following its global rebranding during the COVID-19 pandemic. As cities such as Santa Monica, Seoul, and Shanghai begin to integrate metaverse strategies into their urban agendas, the metaverse is increasingly positioned as a “second world” that may significantly alter the future of urban life, architecture, and planning. However, this shift has also provoked critical debate around issues of urban rights, particularly the right to the city. This study explores the socio-spatial and political dimensions of the metaverse through a qualitative analysis grounded in critical urban theory. Drawing on the concepts of democracy, participatory rights, and socio-spatial inequality, the research interrogates how the emergence of virtual urbanism challenges conventional understandings of citizenship, public space, and urban experience. The analysis centers on the case of Liberland, the first digitally constructed libertarian metaverse micronation designed by Zaha Hadid Architects, to assess how digital urban environments redefine notions of sovereignty, participation, and spatial justice. While the metaverse presents radical new possibilities for architectural/ urban design and governance, it also raises fundamental uncertainties regarding contextualization, public legitimacy, and integration into lived urban realities. The study argues that rethinking the right to the city in virtual contexts is essential for developing inclusive and equitable digital futures.
metaverse liberland Right to the city Architectural design Urban planning Virtual Planning
Metaverse kavramı, başlangıçta sanal bir deneyim mekânı olarak tasavvur edilmişken, COVID-19 pandemisi sırasında yaşanan küresel yeniden yapılanmasının ardından yeniden ivme kazanmıştır. Santa Monica, Seul ve Şanghay gibi kentlerin metaverse stratejilerini kentsel gündemlerine entegre etmeye başlamasıyla birlikte, metaverse giderek “ikinci bir dünya” olarak konumlandırılmakta ve kentsel yaşamın, mimarlığın ve planlamanın geleceğini derinden dönüştürebilecek bir potansiyel taşımaktadır. Ancak bu dönüşüm, kent hakkına ilişkin eleştirel tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, bu çalışma metaverse’ün sosyo-mekânsal ve politik boyutlarını eleştirel kentsel kuram çerçevesinde nitel bir analizle incelemektedir. Demokrasi, katılım hakkı ve sosyo-mekânsal eşitsizlik kavramlarından yola çıkarak, sanal kentleşmenin ortaya çıkışının yurttaşlık, kamusal alan ve kentsel deneyim gibi yerleşik kavrayışları nasıl dönüştürdüğü sorgulanmaktadır. Analizin odağında, Zaha Hadid Mimarlık tarafından tasarlanan ve dijital ortamda inşa edilen ilk liberteryen metaverse mikro ulus-devleti olan Liberland örneği yer almaktadır. Bu örnek üzerinden, metaverese kentlerinin egemenlik, katılım ve mekânsal adalet kavramlarını nasıl yeniden tanımladığı değerlendirilmektedir. Metaverse, mimari/kentsel tasarım ve yönetişim açısından radikal yeni olanaklar sunsa da, bağlamsallık, kamusal meşruiyet ve fiziksel kentsel gerçekliklerle bütünleşme konularında temel belirsizlikleri de gündeme getirmektedir. Bu çalışma, sanal bağlamda kent hakkını yeniden düşünmenin, kapsayıcı ve adil dijital gelecekler inşa edebilmek açısından kritik önem taşıdığını savunmaktadır.
Metaverse Liberland Kent Hakkı Mimari tasarım Kent planlama Sanal planlama
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Katılım ve Yönetişim, Kentsel Bilişim, Kentsel Tasarım, Şehir ve Bölge Planlama |
| Bölüm | İnceleme Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 6 Ekim 2025 |
| Kabul Tarihi | 27 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 1 Ocak 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.7456/tojdac.1797915 |
| IZ | https://izlik.org/JA73GF45PR |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 16 Sayı: 1 |
All site content, except where otherwise noted, is licensed under a Creative Common Attribution Licence. (CC-BY-NC 4.0)
