Kentsel alanlar, karmaşık sosyal, ekonomik ve çevresel zorlukların neden olduğu sistemik eşitsizlikleri ele almak için giderek ön plana çıkmaktadır. Bu makale, eşitlik, katılım ve sürdürülebilirliği önceliklendiren dönüştürücü bir çerçeve olarak adalet odaklı kentsel kalkınmayı incelemektedir. Kaliteli eğitim, sağlık hizmetleri, kamu hizmetleri, uygun fiyatlı konut ve ulaşım imkanlarına eşit erişim sağlanarak, şehirler eşitsizlikleri azaltabilir ve sosyal hareketliliği teşvik edebilir. Yönetişimde usuli adalet ve hesap verebilirlik, güveni artırarak ve kapsayıcı karar alma süreçlerini destekleyerek kentsel sistemleri daha da güçlendirmektedir. Katılımcı bütçeleme, kapsayıcı imar ve topluluk odaklı yenileme projeleri gibi küresel örnekler, adalet merkezli yaklaşımların sosyo-ekonomik uçurumları nasıl kapatabileceğini ve canlı kentsel alanlar yaratabileceğini göstermektedir. Bu fırsatlara rağmen, adalet odaklı politikaların uygulanması, sınırlı kaynaklar, siyasi direnç ve kurumsal kısıtlamalar gibi önemli engellerle karşılaşmaktadır. Bu engellerin aşılması, eşitlik ve kapsayıcılığı kentsel planlama ve yönetişimde temel ilkeler olarak konumlandıran bir paradigma değişikliği gerektirir. Bu makale, adaletin yalnızca bir ideal değil, aynı zamanda kentsel eşitsizlikleri ele almak ve daha eşitlikçi, dirençli ve sürdürülebilir bir gelecek şekillendirmek için pratik bir araç olduğunu savunmaktadır. Kentsel nüfuslar büyüdükçe, şehirler sistemik eşitsizlikleri dönüştürmek ve toplulukları güçlendirmek için yenilikçi ve iş birliğine dayalı yaklaşımları benimsemelidir.
Kentsel Adalet Kentsel Kalkınmada Eşitlik Kapsayıcı Yönetişim Sürdürülebilir Şehirler Katılımcı Kentsel Planlama
Etik kurul belgesi gerektiren bir çalışma değildir.
Urban areas are increasingly coming to the forefront in addressing systemic inequalities caused by complex social, economic, and environmental challenges. The study examines justice-oriented urban development as a transformative framework that prioritizes equity, participation, and sustainability. By ensuring equitable access to quality education, healthcare, public services, affordable housing, and transportation, cities can reduce disparities and promote social mobility. Procedural justice and accountability in governance further strengthen urban systems by fostering trust and supporting inclusive decision-making processes. Global examples such as participatory budgeting, inclusive zoning, and community-driven revitalization projects demonstrate how justice-centered approaches can bridge socio-economic divides and create vibrant urban spaces. Despite these opportunities, the implementation of justice-oriented policies faces significant obstacles, including limited resources, political resistance, and institutional constraints. Overcoming these barriers requires a paradigm shift that positions equity and inclusion as core principles in urban planning and governance. The study argues that justice is not merely an ideal, but also a practical tool for addressing urban inequalities and shaping a more equitable, resilient, and sustainable future. As urban populations grow, cities must adopt innovative and collaborative approaches to transform systemic inequities and empower communities.
Urban Justice Equity in Urban Development Inclusive Governance Sustainable Cities Participatory Urban Planning
The study does not necessitate an approval of ethical committee.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Kentleşme Politikaları |
| Bölüm | Derleme |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 27 Mart 2025 |
| Kabul Tarihi | 11 Ocak 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 28 Şubat 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.21076/vizyoner.1666877 |
| IZ | https://izlik.org/JA56GW76AW |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 17 Sayı: 49 |



