In this text, I share fragments of memories from my experiences at the Faculty of Fine Arts in the early 1980s. At that time, we were deprived of many technological conveniences that students today take for granted. It was a time of scarcity —when the internet, mobile phones, and digital cameras didn’t yet exist, and even a photocopy machine was considered a luxury.
Our faculty was established in defiance of those who said, Why establish a fine arts faculty in İzmir when there’s already a well-established academy in Istanbul? Perhaps our pioneering professors, who founded the faculty with such bold initiative, did not foresee that they would go on to change and democratize Turkey’s artistic landscape forever — that our faculty would serve as a model, leading to the opening of many fine arts faculties across Anatolia. Yet that’s precisely what happened.
If a high level of artistic achievement has been reached in today's visual arts, performing arts and media sectors in our country, that is partly due to those humble yet creative experiments and discussions at our faculty during the early 1980's.
It is often said that deprivation fuels artistic creativity — and how true that is. In my memories, there are glimpses from the daily lives of enthusiastic academics and students striving to create something despite all the limitations and lack of resources. So that they won’t be forgotten…
Bu yazıda, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki 1980’li yılların başında yaşadıklarımdan aklımda kalan bazı anı parçacıklarını paylaştım. O günlerde, bugün öğrencilerin olağan karşıladıkları pek çok teknik olanaktan mahrumduk. İnternetin, cep telefonu ve dijital kameraların henüz var olmadığı, fotokopi makinesinin bile lüks sayıldığı mahrumiyet günleriydi o günler…
“İstanbul’da kapı gibi akademi varken İzmir’de güzel sanatlar fakültesi mi olurmuş?” diyenlere inat kurulmuştu fakültemiz. Fakülteyi kuran öncü hocalarımız bu cesur girişimleriyle, ileride Türkiye’nin sanatsal ortamını sonsuza kadar değiştireceklerini, demokratikleştireceklerini, fakültemiz örnek alınarak Anadolu’nun pek çok üniversitesinde güzel sanatlar fakültesi açılacağını belki de düşünmemişlerdi ama sonuç öyle oldu.
Eğer bugün, ülkemiz görsel sanatlar, sahne sanatları ve medya sektörlerinde yüksek bir sanatsal kalite yakaladıysa, bunu biraz da 80'li yılların başlarında fakültemizde yapılan o mütevazi yaratıcı deney ve tartışmalara borçluyuz.
Fakat mahrumiyet sanatsal yaratıcılığı kışkırtır derler. Ne kadar da doğru… Anılarımda, dönemin tüm olanaksızlık ve sınırlamalarına rağmen bir şeyler üretmek için çırpınan hevesli akademisyen ve öğrencilerin günlük yaşamından kesitleri aktardım. Unutmamak için…
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Güzel Sanatlar |
| Bölüm | Diğer |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 26 Haziran 2025 |
| Kabul Tarihi | 30 Temmuz 2025 |
| Erken Görünüm Tarihi | 19 Ağustos 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 25 Kasım 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 50.Yıl Özel sayısı |
This work is licensed under a Creative Commons Attribution 4.0 International License.