Bu makale, toplumsal dönüşüm süreçlerinde duyguların rolünü, Karl Marx’ın tarihsel materyalizmi ile Jon Elster’in Marksist toplumsal kurama yönelttiği eleştiriyi karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Marx, toplumsal değişimi ağırlıklı olarak maddi koşullar, üretim ilişkileri ve kapitalizmin yapısal çelişkileri üzerinden açıklamakta; ancak duyguları toplumsal eylemin güdüleyici unsurları olarak sistematik biçimde ele almamaktadır. Jon Elster ise bu eksikliği eleştirerek adalet, empati, hınç ve dayanışma gibi ahlaki duyguların bireysel ve kolektif eylemi harekete geçiren temel unsurlar olduğunu savunur. Bu çalışma, Elster’in metodolojik bireycilik yaklaşımı ve rasyonel tercih kuramına yönelik eleştirileri çerçevesinde, duyguların toplumsal değişimin nedenleri mi yoksa yapısal koşulların sonuçları mı olduğu sorusunu tartışmaktadır. Makalede, Marx’ın duyguları tarihsel dönüşümün doğrudan belirleyicileri olarak kavramsallaştırmadığı, ancak yabancılaşma ve meta fetişizmi gibi temel kavramlarının örtük duygusal boyutlar içerdiği ileri sürülmektedir. Bu bağlamda Elster’in katkısı, Marx’ın kuramsal çerçevesinin yerine geçen bir yaklaşım olarak değil, toplumsal mücadelenin güdüleyici ve duygulanımsal boyutlarını görünür kılan dışsal ve tamamlayıcı bir eleştiri olarak değerlendirilmektedir. Duygusal dinamiklerin toplumsal kurama dâhil edilmesi, bireylerin kolektif eylem ve toplumsal değişim süreçlerine nasıl dahil olduklarının daha kapsamlı biçimde anlaşılmasını mümkün kılmaktadır.
This article examines the role of emotions in social transformation through a comparative analysis of Karl Marx’s historical materialism and Jon Elster’s critique of Marx’s social theory. While Marx explains social change primarily in terms of material conditions, productive relations, and structural contradictions within capitalism, he does not develop a systematic account of emotions as motivating forces of social action. Elster criticizes this omission and argues that moral emotions, such as justice, empathy, resentment, and solidarity, play a crucial role in motivating both individual and collective action. Drawing on Elster’s theory of methodological individualism and his critique of rational choice models, this study explores whether emotions should be understood as causes of social change or as outcomes of structural conditions. The article argues that although Marx did not conceptualize emotions as direct drivers of historical transformation, key concepts such as alienation and commodity fetishism contain implicit emotional dimensions. Elster’s contribution is therefore best understood not as a replacement of Marx’s framework, but as an external and complementary critique that highlights the motivational and affective dimensions of social struggle. Integrating emotional dynamics into social theory allows for a more comprehensive understanding of how individuals become mobilized for collective action and social change.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | 20. Yüzyıl Felsefesi |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 1 Ocak 2026 |
| Kabul Tarihi | 12 Nisan 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 23 Nisan 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.14520/adyusbd.1853999 |
| IZ | https://izlik.org/JA37JH57DP |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Sayı: 52 |