Bu makale, klasik Osmanlı şiiri ile Tanzimat dönemi şiirinin ölümü algılama biçimlerindeki farklılaşmalara odaklanmaktadır. Klasik Osmanlı mersiyelerinde ölüm, ilahî nizamın doğal bir unsuru ve kozmik düzenin devamını sağlayan metafizik bir geçiş şeklinde yer bulurken Tanzimat döneminde bu döngü kırılmıştır. Böylece ölüm, bireysel varoluş kaygısı ve anlam kaybının, dolayısıyla ontolojik bir sarsılmanın konusu olmuştur.
Çalışmada klasik Osmanlı şiirinden Bâkî’nin Kanunî için yazdığı mersiye ile Ulvî Çelebi’nin II. Selim mersiyesi tercih edilmiş ve bu metinler, toplumsal yas, teslimiyet ve metafizik güvenlik zemini üzerinden değerlendirilmiştir. Tanzimat döneminden ise Abdülhak Hâmid’in Makber şiiri ile Recaizâde’nin oğlu Nijad’a yazdığı şiirler incelenmiş ve bunlar, modernleşen toplumda beliren bireysel yas dili, varoluşsal krizler ve kozmik düzenin dağılması fikri olarak ele alınmıştır. Klasik Osmanlı ve Tanzimat şiirinin ölüm hadisesine yaklaşımındaki bu farklılık, toplumun ölüm karşısında konumlandığı yerin, Tanrı tasavvurunun, kader düşüncesinin ve mekân algısının da dönüşümü üzerinden açığa çıkmaktadır. Klasik Osmanlı şiirinde ölüm, teselli ve aidiyeti belirginleştiren bir anlam alanı üretirken Tanzimat şiirinde bu alan dağılmış; böylece yas, insanın yalnızlık ve yurtsuzluk duygularıyla karşılaştığı bir tecrübeye dönüşmüştür.
Türk İslâm Edebiyatı Mersiye Ölüm Klasik Osmanlı Şiiri Tanzimat Şiiri
This article focuses on the differences in the perception of death between classical Ottoman poetry and poetry of the Tanzimat period. In classical Ottoman elegies, death is portrayed as a natural element of the divine order and a metaphysical transition that ensures the continuation of the cosmic order, whereas in the Tanzimat period, this cycle is broken. Thus, death became a subject of individual existential anxiety and loss of meaning and therefore ontological upheaval.
The study selected Baki's elegy for Kanuni and Ulvi Çelebi's elegy for Selim II from classical Ottoman poetry and these texts were evaluated in terms of social mourning, resignation and metaphysical security. From the Tanzimat period, Abdülhak Hamid's poem “Makber” and the poems written by Recaizade to his son Nijad were examined and addressed as the language of individual mourning, existential crises and the idea of the disintegration of the cosmic order emerging in a modernizing society. This difference in the approach to death in classical Ottoman and Tanzimat poetry reveals the transformation of society's position in the face of death, its conception of God, its idea of destiny, and its perception of space. While death in classical Ottoman poetry produced a field of meaning that emphasized consolation and belonging, this field fragmented in Tanzimat poetry; thus, mourning became an experience in which humans confronted feelings of loneliness and homelessness.
Turkish Islamic Literature Elegy Death Classical Ottoman Poetry Tanzimat Poetry
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Osmanlı Sahası Klasik Türk Edebiyatı, Türk Dili ve Edebiyatı (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 29 Ocak 2026 |
| Kabul Tarihi | 27 Mart 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.34083/akaded.1876029 |
| IZ | https://izlik.org/JA45RG98HL |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 10 Sayı: 1 |
Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası lisansı ile lisanslanmıştır.
This work is licensed under Attribution-NonCommercial 4.0 International