Makale, Türkiye'nin NATO üyeliğinin defansif realist politikanın ürünü olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Başka bir deyişle, dönemin Türk dış politikasını defansif realist bakış açısıyla incelemektedir. Neo-realist teoriye göre, uluslararası sistemin anarşik yapısının bir sonucu olarak, devletler kendi güvenliklerini sağlamak için güç ve ittifak arayışına girmektedir. Defansif realistler, bir devletin gücünü maksimize etmeye çalışmak yerine kendine yöneltilen tehditleri dengelemek için ittifaklar kurması gerektiğini ya da yeterli güce ulaşması gerektiğini söylemektedir. Türk yetkililerin İkinci Dünya Savaşı sonrası izlediği dış politika defansif realist teori perspektifi ile analiz edilebilmektedir. Çünkü Türkiye Sovyetler Birliği’ni askeri ve endüstriyel üstünlüğü, coğrafi yakınlığı, saldırganlık niyeti ve ofansif kapasitesi nedeniyle hayati bir tehdit olarak algılamıştır. Türk dış politikası, özellikle 1945 yılından itibaren SSCB'nin toprak talepleri ve Türk Boğazları üzerindeki kontrol isteği çerçevesinde şekillenmiştir. Truman Doktrini ve Marshall Yardımları kapsamında, bu tehditlere karşı Türkiye, ABD ile iş birliği yaparak ekonomik ve askeri yardım almıştır. 1950'de Kore Savaşı'na katılarak askeri gücünü ve müttefik olarak değerini gösteren Türkiye, 1952 yılında NATO üyesi olmuştur. Defansif realist çerçeve ile Türkiye'nin NATO üyeliği denge politikası olarak okunmaktadır. Türkiye, SSCB'den kaynaklı hayati tehdidi dengelemek amacıyla Batı ittifakına katılmıştır. ABD'den alınan dış yardımlar ve Batı Bloğu ile ideolojik uyum, Türkiye'nin bu ittifaka katılmasında önemli bir rol oynamıştır. Makale, dönemin koşulları göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin defansif realist teori kapsamında denge politikasını başarılı bir savunma stratejisi olarak gerçekleştirdiğini iddia etmektedir.
The article aims to show how defensive realist policy led to Turkey's entry into NATO. Therefore, it uses defensive realism to analyze Turkish foreign policy during that time. According to neo-realist theory, the anarchic nature of the international system forces governments to seek alliances and strength to ensure survival. Defensive realists argue that a state should prioritize balancing threats by establishing partnerships or developing adequate defense capabilities over growing power. Foreign policy implemented by Turkish authorities after the Second World War can be analyzed with a defensive realist perspective. Because of the USSR's superior military and industrial capabilities, geographical proximity, offensive ability, and aggressive intentions, Turkey saw it as an existential threat. Soviet territorial claims and ambitions to control the Turkish Straits influenced Turkish foreign policy, especially after 1945. Under the Marshall Plan and Truman Doctrine, Turkey tried to resist this threat with the US's help. Turkey proved its military capability and worth as an ally by joining the Korean War in 1950. In 1952, Turkey subsequently joined NATO. NATO membership is seen as a balancing tactic from a defensive realism perspective. To offset the existential threat posed by the USSR, Türkiye joined the Western alliance. Türkiye's entry into this alliance was largely made possible by the United States foreign aid and ideological affinities with the Western bloc. The article concludes that, considering the situation at the time, Turkey's implementation of defensive realist policies especially the balancing strategy ensured the survival from the Soviet threat.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Uluslararası Güvenlik |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Mart 2025 |
| Kabul Tarihi | 28 Ağustos 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 9 Sayı: 2 |