Türk Siyasî Hâkimiyeti Öncesi Bir Şehrin Portresi: Erken İslâm Tarihi Kaynaklarında Amasya (VII-XIII. Yüzyıl)
Öz
Amasya, Anadolu’nun kuzeyinde, Yeşilırmak vadisi boyunca kurulmuş köklü bir yerleşim yeridir. Coğrafi konumu sayesinde tarih boyunca askeri ve ticari açıdan stratejik bir önem taşımıştır. Helenistik dönemde, -MÖ 302’den MÖ 26’ya kadar- Pontus Krallığı’na başkentlik yapan şehir, Pontus krallarına ait Kral Kaya Mezarları ve dünyanın ilk coğrafyacısı kabul edilen Strabon’un doğum yeri olmasıyla da dikkat çekmektedir. Uzun süre Roma ve Bizans hakimiyetinde kalan Amasya, Türklerin Anadolu’ya yerleşmesiyle birlikte Danişmendliler’in eline geçmiştir. Osmanlı döneminde ise şehzadelerin eğitim gördüğü önemli bir ilim-kültür merkezi olarak öne çıkmış, sonraki dönemlerde “şehzadeler şehri” olarak anılmıştır. Ayrıca Amasya Genelgesi’nin burada yayımlanması, şehrin modern Türkiye tarihindeki rolü açısından önem arz etmektedir. Türk-İslâm tarihinin sürekliliğini yansıtan bir merkez olmasına rağmen erken İslâm dönemleri araştırmalarda çoğu kez karanlıkta bırakılmıştır. Bu karanlığı aydınlatma gayesiyle hazırlanan elinizdeki çalışma, Amasya tarihinin Türk–İslâm hâkimiyetiyle başlatılmasının metodolojik sınırlılıklarını sorgulamakta ve şehrin tarihine fetih merkezli olmayan bir yaklaşım önermektedir. Çalışma, şehrin tarihsel varlığının siyasî egemenlikten ziyade, erken dönem İslâm tarihi kaynaklarda kazandığı görünürlük ve işlevsellik üzerinden değerlendirilebileceği varsayımına dayanmaktadır. Belâzürî ve Taberî gibi erken İslâm tarihçileri Amasya’yı fetih anlatılarının dışında, Bizans–İslâm sınır hattındaki askerî hareketlilik bağlamında görünür kılarken, İdrisî ve Makdisî gibi erken dönem İslâm coğrafyacıları şehri yol ağları ve menzil sistemi içerisinde konumlandırarak işlevsel bir mekân olarak tasavvur eder. Bu görünürlük ve işlevsellik, XIII. yüzyılda Yâkût el-Hamevî’de bütüncül bir şehir tasavvuruna dönüşür. Sonuç olarak Amasya, Türklerin fethinden önce de İslâm dünyasının askerî, coğrafî ve zihinsel haritasında yer alan bir referans noktasıdır. Bu bulgu, şehir tarihinin başlangıcını siyasî hâkimiyetle sınırlayan yaklaşımların yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ve erken İslâm dönemi Anadolu şehirleri için daha kapsayıcı bir tarih yazımı modelinin mümkün olduğunu göstermektedir.
Anahtar Kelimeler
A Portrait of a City Before Turkish Political Dominance: Amasya in Early Islamic Historical Sources (7th–13th Centuries)
Abstract
Amasia is a deeply rooted settlement situated in northern Anatolia, extending along the valley of the Yeşilırmak River. Owing to its geographical location, it has held strategic significance in both military and commercial terms throughout history. During the Hellenistic period—from 302 BCE to 26 BCE—the city served as the capital of the Kingdom of Pontus, and it is also notable for the Royal Rock Tombs belonging to the Pontic kings and for being the birthplace of Strabo, who is widely regarded as the first geographer in the world. Having remained under Roman and Byzantine rule for a long period, Amasia came under the control of the Danishmends following the settlement of the Turks in Anatolia. During the Ottoman period, it emerged as an important centre of learning and culture where princes received their education, and in later periods it came to be known as the “city of princes.” Furthermore, the publication of the Amasia Circular here is of considerable importance in terms of the city’s role in the history of modern Turkey. Despite being a centre that reflects the continuity of Turkish-Islamic history, its early Islamic periods have often been left in obscurity in scholarly research. Prepared with the aim of illuminating this obscurity, the present study questions the methodological limitations of initiating the history of Amasia with Turkish-Islamic domination and proposes a non-conquest-centred approach to the city’s history. The study assumes that the city’s historical existence may be evaluated not so much through political sovereignty as through the visibility and functionality it acquired in the sources of early Islamic history. While early Islamic historians such as al-Balādhurī and al-Ṭabarī render Amasya visible outside conquest narratives, in the context of military mobility along the Byzantine–Islamic frontier, early Islamic geographers such as al-Idrīsī and al-Maqdisī conceptualize the city as a functional space by locating it within road networks and the staging-post system. This visibility and functionality are transformed into a holistic conception of the city in the works of Yāqūt al-Ḥamawī in the thirteenth century. In conclusion, even before its conquest by the Turks, Amasia constituted a point of reference on the military, geographical, and mental map of the Islamic world. This finding demonstrates that approaches restricting the beginning of urban history to political domination should be reconsidered and that a more inclusive model of historiography is possible for the cities of Anatolia in the early Islamic period.
Keywords