Ölümün evrenselliğine rağmen, her kayıp geride kalanların yaşamında kişiye özgü ve onulmaz bir kırılmaya neden olmaktadır. Bu çalışma, bireysel yaşamda yaratılan bu boşluğun somutlaştığı üç ana boyutu analiz etmektedir. İlk olarak, ölüm basitçe bir sonlanma değil, giden kişiyle birlikte inşa edilen ortak geleceğin ve beklentilerin kökten yitirildiği anlamına gelir; bu durum, zamanın acımasız ve ani bir kesintisi olarak deneyimlenir. Bu yitim, özellikle yaşamın baharındaki kayıplarda tüm potansiyellerin hükümsüz kılınmasını ve bireysel yasın artık var olmayacak olan geleceğe yönelik bir keder biçimini almasını içerir. İkinci olarak, bireysel boşluk, büyük sarsıntılardan daha sinsi ve kalıcı olan, gündelik yaşamın tekrarlayan ritüellerindeki kesintilerle somutlaşır. İki kişilik kahvaltının tek tabağa düşmesi gibi durumlar, giden kişinin sadece gelecekten değil, şu andan da silindiğini yüzeye çıkarır ve hayatın akışına işleyen titreşimler yaratır. Üçüncü olarak ve son olarak, kaybın geride kalan bireyin sosyal rollerinde ve kimliğinde zorunlu değişimlere neden olduğu gözlemlenir. Giden kişinin yol gösterici, sırdaş veya varoluşun şahidi gibi merkezi bir konumda olması durumunda, bu figürün yokluğu, bireyin kendi kimliğini yeniden tanımlamasını gerektiren derin bir sarsıntıya yol açar. Bu üç boyut, her ölümün kolektif üzüntüden ayrılarak, yalnızca o kişiye özgü bir sarsıntı ve bireysel bir yıkım olarak kalbe işlenmesini açıklar.
Anahtar Sözcükler: Ölüm, Anı, Eksiklik, Kimlik Değişimi, Kayıp
Despite the universality of death, every loss causes a highly individual and irreparable rupture in the lives of those left behind. This study analyzes the three main dimensions through which this void, created in individual life, is substantiated. Firstly, death is not merely a cessation but signifies the radical forfeiture of the shared future and expectationsconstructed with the deceased; this is experienced as a ruthless and sudden interruption of time. This particular bereavement entails the invalidation of all potentials in losses occurring especially in the prime of life, leading individual mourning to assume a form of grief directed at a future that will never materialize. Secondly, the individual void is concretized by disruptions in the recurring rituals of daily life, which are more insidious and persistent than the major traumas. Situations such as a breakfast for two being reduced to a single plate manifest the eradication of the deceased not only from the future but also from the present moment, generating ripples that permeate the flow of life. Thirdly and finally, it is observed that loss necessitates mandatory changes in the social roles and identity of the surviving individual. In cases where the departed held a central position—such as a guide, an intimate confidant, or a witness to one's existence—the absence of this figure instigates a profound upheaval requiring the individual to redefine their own identity. These three dimensions clarify why each death, distinct from collective sorrow, is imprinted on the heart as a shock and an individual destruction unique only to that person.
Key Words: Death, Mourning, Void, Identity Change, Loss
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Ortaçağ Asya Tarihi |
| Bölüm | Vefeyât |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 24 Kasım 2025 |
| Kabul Tarihi | 27 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 25 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 12 Sayı: Dr. Öğr. Ü. Özgür TOKAN Özel Sayısı |

Çeşm-i Cihan: Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları E-Dergisi Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmıştır.
Dergimiz aşağıdaki indeksler tarafından taranmaktadır:

