Bu makale, Nathaniel Hawthorne'un Kızıl Damga adlı eserini Heidegger'in fenomenolojik çerçevesi üzerinden yeniden ele almaktadır. Hester Prynne'in varoluşsal durumuna odaklanan çalışma, onun “A'da varoluşunu”, atılmışlık, kamusal yorumlama ve dünyasının sembolik yapıları tarafından şekillendirilen bir Dasein biçimi olarak kavramsallaştırmaktadır. Heidegger'in Varlık, özgünlük ve kamusal alanın diktatörlüğü kavramlarını Dimmesdale, Chillingworth ve Pearl dahil olmak üzere romanın ana karakterlerine genişleterek, makale Hawthorne'un anlatısının, nasıl özgün benliğin sistematik olarak kısıtlandığı katı bir ontolojik ortam inşa ettiğini göstermektedir. 17. bölümdeki önemli karşılaşmayı yakından inceleyerek, analiz görünüş, anlam ve kimliğin birbirine nasıl çöktüğünü gösterir ve Puritan topluluğunun ahlaki kimliği sabitleyen ve varoluşsal olasılıkları sınırlayan egemen Varlık “söyleyicisi” olduğunu ortaya çıkarır. Sonuç olarak, bu makale, Kızıl Damga’nın fenomenolojik açıklığa direnmesine rağmen, bu direnişin analitik olarak üretken hale geldiğini savunur: roman, bireysel Varlık ile otoriter anlam yaratma arasındaki gerilimleri ortaya çıkararak, fenomenolojik eleştirinin kapasitelerini test eder ve aydınlatır.
This essay reconsiders Nathaniel Hawthorne’s The Scarlet Letter through a Heideggerian phenomenological framework. Focusing on the existential condition of Hester Prynne, the study conceptualizes her “being in A” as a mode of Dasein shaped by thrownness, public interpretation, and the symbolic structures of her world. By extending Heidegger’s notions of Being, authenticity, becoming, and the dictatorship of the public realm across the novel’s major characters—including Dimmesdale, Chillingworth, and Pearl—the essay demonstrates how Hawthorne’s narrative constructs a rigid ontological environment in which authentic self-disclosure is systematically constrained. Through a close reading of the pivotal encounter in Chapter 17, the analysis shows how appearance, meaning, and identity collapse into one another, revealing the Puritan community as the dominant “sayer” of Being that fixes moral identity and limits existential possibilities. Ultimately, the essay argues that while The Scarlet Letter resists phenomenological openness, this resistance becomes analytically productive: the novel exposes the tensions between individual Being and authoritarian meaning-making, thereby testing and illuminating the capacities of phenomenological criticism itself.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Kuzey Amerika Dilleri, Edebiyatları ve Kültürleri |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 30 Kasım 2025 |
| Kabul Tarihi | 19 Mart 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 29 Nisan 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.69878/deuefad.1832740 |
| IZ | https://izlik.org/JA89WZ78UN |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 13 Sayı: 1 |