On ikinci yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar Yahudiler sık sık kan iftirasına maruz kalmıştır; bu iftira, onları dini ayinlerde kullanmak üzere Hıristiyanları kaçırmak ve öldürmekle suçlayan asılsız ve kökleşmiş bir efsanedir. Bu suçlamaların en kötü şöhretli örnekleri İtalya, Almanya ve İngiltere’de yaşanmış olsa da benzer olaylar Osmanlı İmparatorluğu da dahil olmak üzere Akdeniz’in dört bir yanında rapor edilmiştir. Kan iftirası Osmanlı topraklarında on beşinci yüzyılda ortaya çıkmış ve zaman zaman devam etmiştir. Suçlamalar, Amasya (1530), Kudüs (1546), Phokaia (1560), Ragusa (1622), İstanbul (1633), Zante (1712), Halep (1830) ve Şam ve Rodos (1840) ile İzmir’deki (1872 ve 1901) kötü şöhretli vakalar da dahil olmak üzere, Yahudi cemaatlerine yönelik şiddetli saldırılara yol açmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki bazı Katolik elitler bu iftiraları desteklerken, çoğu Osmanlı yetkilisi bunları aktif bir şekilde kınamıştır. Üç Osmanlı padişahı -Kanuni Sultan Süleyman (1545), Abdülmecid (1840) ve Abdülaziz (1866)- suçlamaları açıkça kınayan ve Yahudi cemaatlerini korumak için önlemler alan fermanlar yayınladı. Bu çalışma, Osmanlı bağlamında kan iftirasının tarihsel gelişimini araştırmakta, Yahudi cemaatleri üzerindeki etkisini ve devletin bir iç hukuk meselesi olarak verdiği tepkiyi incelemektedir. Arşiv kayıtlarına ve mevcut araştırmalara dayanarak, İmparatorluğun toplumlar arası gerilimleri azaltırken çoğulcu bir arada yaşamayı sürdürme yaklaşımını vurgulamaktadır. Ayrıca, bu suçlamaları Gramsci’nin Hegemonya Teorisi çerçevesinde değerlendiren çalışma, kan iftirasının Hıristiyan azınlıklar tarafından Yahudileri marjinalleştirmek için kullanılan hegemonik bir araç olarak nasıl işlev gördüğünü ve Osmanlı devletinin karşı hegemonik politikalarının adaleti ve sosyal uyumu nasıl korumaya çalıştığını araştırmaktadır. Bu analiz, çok etnikli bir imparatorlukta çeşitliliği yönetmenin karmaşıklığının altını çizmekte ve çoğulcu toplumlarda bölücü anlatılarla mücadelenin kalıcı önemine dair içgörüler sunmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu Hamursuz Bayramı Kan İftirası Antisemitizm Yahudiler
Bu makale etik kurul onayı gerektirmemektedir.
Çalışma için herhangi bir maddi destek alınmamıştır.
From the twelfth to the twentieth centuries, Jews were frequently subjected to blood libel—a baseless and deeply ingrained myth accusing them of abducting and murdering Christians for use in religious rituals. While the most notorious instances of these accusations occurred in Italy, Germany, and England, similar incidents were reported across the Mediterranean, including in the Ottoman Empire. Blood libel emerged in Ottoman territories in the fifteenth century and persisted sporadically. Accusations often led to violent attacks on Jewish communities, including significant incidents in Amasya (1530), Jerusalem (1546), Phokaia (1560), Ragusa (1622), Istanbul (1633), Zante (1712), Aleppo (1830), and during the infamous cases in Damascus and Rhodes (1840), as well as Izmir (1872 and 1901). While some Catholic elites in the Ottoman Empire supported these libels, most Ottoman officials actively condemned them. Three Ottoman sultans—Suleiman the Magnificent (1545), Abdulmecid (1840), and Abdulaziz (1866)—issued edicts explicitly denouncing the accusations and taking measures to protect Jewish communities. This study explores the historical development of blood libel within the Ottoman context, examining its impact on Jewish communities and the state’s response as a matter of domestic law. Drawing on archival records and existing scholarship, it highlights the Empire’s approach to maintaining pluralistic coexistence while mitigating intercommunal tensions. Furthermore, by evaluating these accusations within the framework of Gramsci’s Theory of Hegemony, the study explores how blood libel functioned as a hegemonic tool employed by Christian minorities to marginalize Jews, and how the Ottoman state’s counter-hegemonic policies sought to uphold justice and social harmony. This analysis underscores the complexities of managing diversity in a multiethnic empire and offers insights into the enduring relevance of combating divisive narratives in pluralistic societies.
Ottoman Empire Passover Feast Blood Libel Anti-Semitism Jews
This article does not require any ethics committee approval.
| Birincil Dil | İngilizce |
|---|---|
| Konular | Tarihsel Çalışmalar (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 11 Temmuz 2024 |
| Kabul Tarihi | 10 Aralık 2024 |
| Erken Görünüm Tarihi | 25 Şubat 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 15 Mart 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.16953/deusosbil.1514537 |
| IZ | https://izlik.org/JA62RD27EK |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 27 Sayı: 1 |
Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Aile Yılı Özel Sayısı Çağrısı
Sayı Editörü
Prof. Dr. NEBİYE KONUK KANDEMİR
Sevgili Araştırmacılar ve Değerli Yazarlar,
Aile, toplumun temel yapı taşıdır ve bireylerin gelişimi ile sosyal yaşamın şekillenmesinde kritik bir rol oynamaktadır. Aile yapıları ve dinamikleri, tarihsel, kültürel ve toplumsal faktörlerle şekillenirken, bu faktörlerin aile içerisinde yaşanan sorunları, ilişkileri ve güç dengelerini nasıl etkilediği büyük bir önem taşımaktadır. 2025 yılı "Aile Yılı" olarak ilan edilmesi, aile olgusunun daha geniş bir perspektiften ele alınmasını ve bu konudaki farkındalığın artırılmasını hedeflemektedir.
Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, "Cilt: 28 Sayı: Özel Sayı" olarak 2026 yılında yayımlanacak olan Aile Yılı Özel Sayısı'na yönelik makale çağrısında bulunmaktadır. Bu özel sayı, aile yapılarını, rollerini ve dinamiklerini inceleyen çalışmalara ev sahipliği yapmayı hedeflemektedir.
Aile ile ilgili çalışmalara olan ihtiyaç, yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde de açıktır. Son yıllarda, aile içi ilişkilerin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları, çocuk sağlığı ve eğitim gibi konular ön plana çıkmış, bu konularda yapılacak bilimsel araştırmaların önemi artmıştır. Aile Yılı Özel Sayısı'nın hazırlanması, bu kritik meselelerin sistematik bir biçimde incelenmesine ve topluma duyurulmasına olanak sağlayacaktır.
Bu özel sayı, aile dinamiklerini, ilişkilerini ve sorunlarını derinlemesine inceleyen, özgün ve yenilikçi çalışmaları bir araya getirerek, alanında önemli bir kaynak oluşturmayı hedeflemektedir. Ayrıca, uzmanların görüşleri ve çeşitli disiplinlerden gelen katkılar sayesinde, aile kavramına dair güncel bakış açıları sunulacak, toplumsal fayda sağlanacaktır.
Aşağıda, özel sayıda kabul edilebilecek (ama bunlarla sınırlı olmayan) güncellenmiş konular listesi yer almaktadır:
• Aile Yapıları ve Değişimi
• Geleneksel ve Modern Aile Rolleri
• Aile İçi İletişim ve İlişkiler
• Ailedeki Psiko-Sosyal Dinamikler
• Aile İlişkilerinde Kültürel Farklılıklar
• Evlilik ve Boşanma Dinamikleri
• Aile ve Çocuk Gelişimi
• Ebeveynlik Stilleri ve Çocuk Üzerindeki Etkileri
• Aile Ekonomisi ve Sosyal Politika
• Aileyi Etkileyen Toplumsal Değişimler
• Aile ve Eğitim İlişkisi
• Ailede Şiddet ve Koruma Mekanizmaları
• Aile İçi Sağlık ve Refah
• Kadınların Aile İçindeki Rolü ve Değişen Dinamikleri
• Kadın Hakları ve Aile İlişkileri
• Kadının Aile Üyeleriyle İlişkileri ve Güç Dinamikleri
• Ailede Cinsiyet Eşitliği
İki bağımsız anonim hakem tarafından değerlendirmeden geçecek makaleler, kabul edilmesi halinde, Aralık 2026'da yayımlanacak özel sayımızda yer alacaktır. Gelecek sayıların dolmuş olması ve süreçte makale yoğunluğunun bulunması nedeniyle dergimiz, özel sayı dışında makale kabulüne kapalıdır. Özel sayı dışında dergimize gönderilen makaleler iade edilecektir.
Saygılarımızla