An Analysis of the Phenomenon of Asālat al-Lugha and the Paradigm of the Superiority of the Quraysh Vernacular
Abstract
The present article analyzes the Quraysh-based conception of language, -an outcome of the Qur’an-centered linguistic and ethnolinguistic approach that shaped classical Arabic grammatical paradigms, -by examining its underlying ideological, sociolinguistic, and methodological assumptions from the perspective of modern linguistics. These paradigms are then examined through the lens of key concepts, including linguistic plurality, standardization processes, and the relationship between language and authority. A foundational component of the fundamental elements of the witness method in Arabic grammar pertains to semāʿ and naqil (auditory transmission and citation). A crucial component of semāʿ and naqil is spatial limitation. This doctrine, which entails the restriction of language material to a specific geographic region, is predicated on the premise that Arabic, in general and the Quraysh dialect in particular are transcendent forms of language. This concept has been articulated in linguistic studies through the construct aṣālat al-lugha. In order to accurately determine the position of Arabic in the era when linguistic studies began, the understanding of dialect in that period was re-examined in the light of the data of modern linguistic studies. Following through the examination it was determined that a wide array of linguistic variations among the tribes, encompassing vernaculars, dialects and accents and other forms of linguistic diversity, were collectively designated as dialects during the period of compilation and editing. This convention was subsequently perpetuated by subsequent scholars. It was once again determined that the Arabs achieved a significant degree of linguistic unity during the early Islamic period and in the period preceding it. During this period, the notion that the linguistic variations among the Arabs were not sufficiently pronounced to be considered distinct dialects, and that these differences should instead be regarded as dialects, emerged as significant findings. The evaluation of the linguistic differences among the Arab tribes within the framework of the socio-linguistic definition of dialect and the approaches that suggest a new classification model for dialects have rendered this study a privileged one.
Keywords
Arabic Language and Rhetoric
,
Aṣālat al-lugha
,
Quraysh
,
Dialect
,
Vernacular
,
Spatial Limitation
Aṣâletü’l-Luġa Olgusu ve Kureyş Şivesinin Üstünlüğü Paradigması Üzerine Bir Çözümleme
Öz
Bu makalede, klasik dönem Arapça gramer çalışmalarına yön veren paradigmalardan Kur’ân merkezli dil ve etnolinguistik yaklaşımın çıktılarından olan Kureyş temelli dil anlayışının arkasındaki ideolojik, sosyolinguistik ve metodolojik varsayımlar, modern dilbilim perspektifiyle değerlendirilmektedir. Bu paradigmalar dilsel çoğulluk, standartlaştırma süreçleri ve otorite-dil ilişkisi gibi kavramlar ışığında yeniden ele alınmaktadır. Kureyş dilinin bir lehçe olup olmadığı meselesi ve aṣâletü'l-luġa anlayışıyla ilgili olan Kureyş kabilesinin dilinin üstünlüğü iddiasının tartışılması çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Dil çalışmalarında Arapçanın lehçelerine ilişkin geleneksel yaklaşımın eleştirel bir yöntemle sorgulanması da tartışılan problemler arasında yer almıştır. Çalışmada nitel araştırma tekniklerinden alanyazın taraması kullanılarak derlenen veriler, eleştirel düşünme ilkeleriyle analiz edilmiştir. Arapça dilbilgisi kurallarına ilişkin tanık gösterme metodunun temel ögelerinden biri semâʿ ve nakildir. Semâ ve naklin zorunlu bileşenlerinden biri ise mekân sınırlamasıdır. Derlenecek dil malzemesinin belirli bir coğrafyayla sınırlanması anlamına gelen bu doktrin, genelde Arapçanın özelde ise Kureyş şivesinin aşkın dil olduğu fikrine dayanır. Bu düşünce dil çalışmalarında aṣâletü’l-luġa terkibinde ifadesini bulmuştur. Dil çalışmalarının başladığı çağdaki Arapçanın konumunun doğru tespit edilebilmesi için, o dönemdeki lehçe anlayışı, modern dönem dilbilim çalışmalarının verileri ışığında yeniden sorgulanmıştır. İnceleme sonucunda, derleme ve tedvin döneminde şive, ağız ve aksan dâhil kabileler arasındaki her türlü dilsel farklılıklara lehçe dendiği görülmüştür. Sonraki bilginler de bu geleneği sürdürmüştür. Yine erken İslâmî dönem ve öncesinde Arapların dil birliğini büyük ölçüde sağladığı kanaatine ulaşılmıştır. Bu dönemde, Araplar arasındaki dilsel farklılıkların lehçe oluşturacak derinlikte olmadığı, söz konusu farklılıkların şive olarak nitelenmesinin daha isabetli olacağı düşüncesi elde edilen bulgular arasındadır. Arap kabileleri arasındaki deyiş farklılıklarının, lehçenin sosyo-lengüistik tanımı çerçevesinde değerlendirilmesi ve lehçelere ilişkin yeni bir tasnif modeli öneren yaklaşımları bu çalışmayı ayrıcalıklı kılmıştır.
Anahtar Kelimeler
Arap Dili ve Belagati
,
Aṣâletü’l-luġa
,
Kureyş
,
Lehçe
,
Şive
,
Norm Dil