16. ve 18. Asırlarda Osmanlı Fetva Literatüründe Mudârebe Ortaklığı
Öz
Bu araştırma 16-18. asır Osmanlı fetva literatürüne dayalı mudârebe ortaklığının söz konusu asırlarda karşılaştığı çeşitli hukuki sorunlar ve çözümlerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Çünkü uygulamayla ilgili karşılaşılan güncel sorunlar fıkıh kitapları yanında fetvalara konu olmuştur. Bu amaçla söz konusu asırlarda tanınırlık ve ulaşılabilirlik bakımından öne çıkan İbn Kemal (öl. 940/1534), Ebussuûd Efendi (öl. 982/1574), Sun‘ullah Efendi (öl. 1021/1612), Feyzullah Efendi (öl. 1115/1703) ve Yenişehirli Abdullah Efendi’ye (öl. 1156/1743) ait fetva mecmûaları taranarak ko-nuyla ilgili tespit edilebilen fetvalar değerlendirilmiştir.
Osmanlı dönemi fetva literatüründe mudârebe akdi, fıkıh geleneğinde olduğu gibi şirket bölü-münden ayrı müstakil başlıklarda yer almaktadır. Mudârebeyle ilgili fetvaların daha çok uygulama esnasında ortaya çıkan sorunlar ve çözümleri yansıttığı anlaşılmaktadır. Araştırma konusu asırlara ait öne çıkan fetva mecmuaları incelendiğinde gerek sayı gerekse ihtiva ettiği konular bakımından mudârebe ortaklığının Osmanlı toplumunda yaygın bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Zira bu ortaklık sermayedar açısından sermayesini işletmenin, girişimci açısından da finansman ihtiya-cını karşılamanın en kullanışlı araçlarından biri olduğu söylenebilir. Özellikle kadınlar olmak üzere ticaret yapma imkânı olmayan bazı kimseler bu ortaklığı tercih ettikleri anlaşılmaktadır.
Mudârebeyle ilgili fetvalarda sıkça geçen denizle ilgili “Zeyd-i reis”, “Karadeniz ve Akdeniz” gibi ifadeler söz konusu asırlarda Osmanlı Devleti’nde daha çok İstanbul merkezli Akdeniz ve Karade-niz havzasında tarım ve ticarete yönelik işler için mudârebe ortaklığı yapıldığı görülmektedir. Bu sayede girişimciler, kısa vadeli finansman ihtiyaçlarını karşıladıkları anlaşılmaktadır. Mudâribin ortaklıkta faal, rabbü’l-mâlin pasif kalması tarafların diğer ortaklık türlerine göre mudârebeyle ilgili meselelerin daha fazla fetvalara yansımasına sebep olduğu söylenebilir. Çünkü mudârebe ortaklığı gereği mudâribin teaddisi olmadığı takdirde re’sümâldeki zarardan sorumlu olmaması ve rabbü’l-mâlin takyidine muhalif yaptığı işlemlerden dolayı kâr etmesi halinde kârın kendisine kalmasıyla mudâribin daha fazla risk almasına imkân verdiği görülmektedir.
Bu durum rabbü’l-mâlin sermayesini zarardan korumak amacıyla mudâribe yer, zaman ve süreyle ilgili çeşitli sınırlamalar getirmeye çalışmasına hatta daha da ileri giderek mudâribin sermayedeki zarara müşterek olması veya sermayeye kefil olması gibi fıkıhta yer aldığı şekliyle mudârebe akdi-nin ruhuna aykırı bazı şartlar ileri sürmesine sebep olmaktadır. Buna rağmen mudâribin ilgili şartlara pek fazla riâyet etmeyerek bazı hallerde sermayenin zâyî olmasına sebep olduğu bunun ise teaddi kapsamında değerlendirildiği anlaşılmaktadır.
Rabbü’l-mâl ile mudâribin temel ihtilaf noktalarından birinin de re’sümâlin karz, muâmele veya mudârebe olarak verilip verilmediği meselesidir. Özellikle ortaklığın zarar etmesi halinde rabbü’l-mâl, ana sermayesini kurtarmak, mudâribin ise tazmin yükümlülüğünden kaçınmak için uğraştığı görülmektedir. Hatta bazı fetvalarda rabbü’l-mâl, mudâribden kâr payı alırken, sermayenin mahi-yetini gündem yapmazken zarar ortaya çıktığı hallerde karz verdiğini iddia edebilmektedir. Bura-da rabbü’l-mâlin karz verdiği iddiasına karşılık, mudârib mudârebeye aldığını ileri sürmektedir. Fetvalarda ortaklar herhangi bir delil ortaya koyamadığı veya her iki tarafın delil ortaya koyduğu hallerde karz delili kabul edilmekte, deliller arasında herhangi bir tercih yapılamadığı takdirde ise sermaye zâyî olmuşsa karz, kâr elde edilmişse mudârebe delilinin tercih edildiği görülmektedir. Çünkü mudârib, rabbü’l-mâlin izniyle sermayeyi kabzettiğine göre rabbü’l-mâl de malı teslim ettiğini itiraf etmektedir. Bu durumda mudâribe tazmin davası açabilir. Ancak rabbü’l-mâlin karz verdiğine dair delili olmadığı hallerde mudâribin mudârebe olduğuna dair yemini kabul edilir.
Fetvalarda rabbü’l-mâlin buğday, kendir, bez ve koyun gibi taşınır malları re’sümâl yapmaya çalıştığı görülmektedir. Ancak rabbü’l-mâl vekâlet verip mudârebeye kullanmasını söylenediği takdirde mudârebe akdi kurulmuş olmadığı görülmektedir. Ayrıca mudâribin emeği dışında kendisinin sermaye ilave ettiğine dair iddiası rabbü’l-mâlin izin vermesi vb. bazı şartlarda kabul edilmektedir. Mudârebeyle ilgili zarar ve ziyan hususlarının diğer meselelere göre daha fazla fetvalara konu olduğu söylenebilir. Bunların bir kısmı mudâribin ihmal ve kötü niyetli tutumun-dan bir kısmı olumsuz piyasa şartlarından diğer bir kısmı da geminin batması gibi fizikî olumsuz şartlardan kaynaklandığı görülmektedir. Bunlardan hareketle söz konusu asırlarda zararın kay-naklandığı alanları tespit etmek de mümkündür. Bunlar arasında deniz araçlarının batma ve yan yatmaları öne çıkmaktadır. Mudârebe akdi örneğinde araştırma yapılan asırlarda fetvalarla fıkıh geleneği arasında yani teori ile pratik arasında bir uyumsuzluğa rastlanmadığı söylenebilir.
Anahtar Kelimeler
Kaynakça
- Akgündüz, Murat. Osmanlı Devleti’nde Şeyhülislâmlık. İstanbul: Beyan Yayıncılık, 2002.
- Apaydın, H. Yunus. “Îne”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 22/283-285. İstanbul: TDV Yayınları, 2000.
- Apaydın, H. Yunus. “Karz”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 24/520-525. İstanbul: TDV Yayınları, 1995.
- Arslanlı, Halil. Kollektif ve Komandit Şirketler. İstanbul: İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1958.
- Atar, Fahrettin. “İftâ Teşkilatının Ortaya Çıkışı”. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 3 (1985), 19-48.
- Aybakan, Bilal. “Muâmele”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi 30: 319-320. İstanbul: TDV Yayınları, 2005.
- Aydın, Mehmet Âkif. “Deyn”. Diyanet İslam Ansiklopedisi 9/266-268. İstanbul: TDV Yayıncılık, 1994.
- Aydın, Mehmet Âkif. “Gasp”. Diyanet İslam Ansiklopedisi 13/387-392. İstanbul: TDV Yay. 1996.
- Aynî, Ebu Muhammed Bedrüddin Mahmud b. Ahmed b. Musa el-Ayıntabi. el-Binaye fi Şerhi’l-Hidaye. I-X. Beyrut: Dârü'l-Fikr, 1980.
- Bacha, Obiyathulla Ismath. “Conventional Versus Muḍārabah Financing: An Agency Cost Perspective”. Journal of Islamic Economics 4/1-2 (1995), 33-49.