ALEVİ MİTOLOJİSİNDE BİTKİLERİN KUTSAL KÖKENİ VE İNANÇ RİTÜELLERİNDEKİ YERİ
Öz
Geleneksel Alevilik anlayışı içerisinde bitkilerin mitolojik kökenlerini, kutsal şahsiyetlerle kurdukları sembolik ilişkileri ve ritüellere yansımalarını incelemeyi amaçlayan bu çalışmada bitkiler, Alevi mitolojisinde ilahî irade, kutsal soy, yas, bereket, doğum, ölüm ve ahlâkî sınanma gibi temel inanç kategorilerinin taşıyıcısı olarak görülmüştür. Çalışmada buğday, üzüm, incir, ceviz, dut, çam, ardıç, böğürtlen, kuşburnu, soğan, sarımsak, biber ve yüzerlik otu gibi bitkiler, Hz. Âdem, Hz. Hızır, Hz. Musa, Hz. Muhammed, Hz. Ali, Hz. Fatıma ve Hacı Bektaş Veli gibi kutsal şahsiyetlerle ilişkileri üzerinden incelemeye tâbi tutulmuştur. Araştırmanın verileri, geleneksel Aleviliğin sözlü ve yazılı kültüründen elde edilen bilgilere dayanmaktadır. Kaynak kişilerden aktarılan ve yazılı eserlerde yer alan mitik anlatılar, menkıbeler, deyişler ve inanç pratikleri karşılaştırmalı olarak, ritüel ve sembol anlamları ile değerlendirilmiştir. Bu anlatıların Türk mitolojisi, İslamî anlatılar ve Alevi geleneği içerisindeki sürekliliği ortaya konulmuştur. Bitkilerin ortaya çıkışı çoğunlukla kutsal kişilerin kan, gözyaşı, nefes, dua, beddua, keramet veya ilahî sınanma süreçleriyle açıklanarak doğrudan kutsallıkla irtibatlandırılmıştır. Bununla birlikte bitkilerin yalnızca doğa unsurları olarak değil, kutsal ile insan arasında aracılık eden ve inanç sisteminin aktarımında etkin rol oynayan sembolik varlıklar olarak değerlendirildiği görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular neticesinde buğdayın cennetten sürgün anlatısı üzerinden dünyaya aidiyet ve emek kavramlarını temsil ettiği, üzümün Hz. Fatıma’nın gözyaşıyla ilişkilendirilerek yas ve ritüel sürekliliğin sembolü hâline geldiği, incir, ceviz ve dutun örtünme miti bağlamında edep ve suç kavramlarıyla anlam kazandığı görülmüştür. Çam ve ardıç ağaçlarının ise ab-ı hayat, canlılık ve velayet anlatıları çerçevesinde manevî devamlılığın sembolleri olarak işlev kazandığı tespit edilmiştir. Ayrıca soğan, sarımsak, biber, yüzerlik otu, mercimek ve buğday gibi bitkilerin koruyuculuk, nazar, bereket ve doğurganlık işlevleriyle öne çıktığı saptanmıştır. Bunun yanında elma ve Tûbâ ağacına ilişkin anlatıların, Alevi düşüncesinde kutsal soyun, ikrarın, birlik anlayışının ve ritüel sürekliliğin inşasında önemli bir yere sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları, bitkilerin cem ibadeti, lokma paylaşımı, musahiplik, görgü erkânı ve oruç uygulamaları gibi birçok ritüel alan içerisinde yaşayan kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak işlev gördüğünü de göstermektedir. Netice olarak bu çalışmayla, Alevi mitolojisinde bitkilerin yalnızca anlatı unsuru olmadığı, inanç, ritüel ve gündelik yaşam pratikleriyle bütünleşmiş çok katmanlı sembolik varlıklar olduğu ortaya konulmuştur. Bu yönüyle çalışma, Alevi kozmolojisinde insan, tabiat ve kutsal arasında kurulan ilişkinin anlaşılmasına katkı sunmakta ve Alevilik araştırmalarında sınırlı biçimde ele alınan mitolojik zemine dair yeni bir değerlendirme çerçevesi ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışma, Alevi inanç sisteminde bitkilerin, kolektif hafızanın korunması, geleneksel bilginin kuşaktan kuşağa aktarılması gibi önemli işlevler üstlendiğini göstermektedir. Bu bağlamda bitkiler, sadece mitolojik anlatıların değil, aynı zamanda ahlaki ilkelerin, ritüel düzenin ve kutsal zaman algısının da görünür kılınmasına katkı sağlayan dinamik unsurlar olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla araştırma, Alevi mitolojisinin doğa merkezli düşünce yapısını ortaya koyarken, insan ile kutsal arasındaki ilişkinin anlaşılmasında bitkilerin vazgeçilmez bir açıklayıcı unsur olarak kabul edildiğini de göstermektedir. Bu açıdan çalışmanın, literatüre özgün bir katkı sunduğu düşünülmektedir.
Anahtar Kelimeler
Destekleyen Kurum
yok
Etik Beyan
Makalenin verileri 2022-2023 yıllarında Modern Hayata Geçiş Sürecinde Alevi Mitolojisi başlıklı hazırlanan doktora çalışmasında derlenmiştir. Etik kurul izni tez için alınmıştır. Bu bilgiler tezde kullanılmamıştır. Özgün makale çalışması olarak kullanılacaktır.
THE SACRED ORIGINS OF PLANTS IN ALEVİ MYTHOLOGY AND THEIR ROLE IN BELIEF RITUALS
Öz
In this study, which aims to examine the mythological origins of plants, their symbolic relationships with sacred figures, and their reflection in rituals within the traditional Alevi worldview, plants are regarded as the bearers of fundamental categories of belief in Alevi mythology, such as divine will, sacred lineage, mourning, fertility, birth, death and moral trials. In this study, plants such as wheat, grapes, figs, walnuts, mulberries, pine, juniper, blackberries, rosehips, onions, garlic, chillies and watercress, examined in relation to their connections with sacred figures such as Adam, Khizr, Moses, Muhammad, Ali, Fatima and Hacı Bektaş Veli. The research data is based on information derived from the oral and written culture of traditional Alevism. Mythical narratives, legends, sayings and practices of faith, as transmitted by informants and found in written works, have been evaluated comparatively in terms of their ritual and symbolic meanings. The continuity of these narratives within Turkish mythology, Islamic narratives and the Alevi tradition has been demonstrated. The emergence of plants is mostly explained through the blood, tears, breath, prayers, curses, miracles or divine trials of holy figures, and is thus directly linked to sanctity. However, it has been observed that plants are regarded not merely as elements of nature, but as symbolic entities that mediate between the sacred and humanity and play an active role in the transmission of the belief system. The findings of the study reveal that, through the narrative of wheat’s expulsion from Paradise, it represents the concepts of belonging to the world and labour; that the grape, associated with the tears of Lady Fatima, has become a symbol of mourning and ritual continuity; and that the fig, walnut and mulberry acquire meaning in the context of the myth of modesty, relating to the concepts of propriety and sin. It was also established that pine and juniper trees function as symbols of spiritual continuity within the narratives of the water of life, vitality and guardianship. Furthermore, it was found that plants such as onions, garlic, chillies, watercress, lentils and wheat are prominent for their functions relating to protection, the evil eye, abundance and fertility. Furthermore, it has been established that narratives concerning the apple and the Tûbâ tree hold a significant place in Alevi thought in the construction of the sacred lineage, the pledge of allegiance, the concept of unity and ritual continuity. The research findings also demonstrate that plants function as carriers of living cultural memory within numerous ritual domains, such as the ‘cem’ ceremony, the sharing of food, the ‘musahiplik’ (spiritual partnership), the ‘görgü erkânı’ (rites of passage) and fasting practices. In conclusion, this study has demonstrated that, in Alevi mythology, plants are not merely narrative elements, but multi-layered symbolic entities that are integrated with beliefs, rituals and the practices of daily life. In this respect, the study contributes to an understanding of the relationship established between humans, nature and the sacred in Alevi cosmology, and presents a new framework for assessing the mythological underpinnings of Alevi belief, a subject that has been addressed only to a limited extent in Alevi studies. Furthermore, the study demonstrates that plants fulfil important functions within the Alevi belief system, such as the preservation of collective memory and the transmission of traditional knowledge from one generation to the next. In this context, plants have been assessed as dynamic elements that contribute not only to the manifestation of mythological narratives but also to that of moral principles, ritual order and the perception of sacred time. Consequently, whilst the research reveals the nature-centred framework of Alevi mythology, it also demonstrates that plants are recognised as an indispensable explanatory element in understanding the relationship between humans and the sacred. From this perspective, the study is considered to make an original contribution to the literature.
Anahtar Kelimeler