Hz. Peygamber’in vefatı sonrasında bıraktığı miras ve özellikle de fey statüsündeki Fedek arazisinin durumu, İslam tarihinin en ihtilaflı konularından biridir. Bu mesele, sadece maddî bir miras tartışması olmayıp, Ehl-i beyt’in siyasî-ekonomik konumunu, hilafetin meşruiyetini ve erken dönem otorite paylaşımına dair ayrışmaları yansıtması açısından kritik öneme sahiptir. Hz. Fâtıma’nın Hz. Ebû Bekir’den Fedek arazisini talep etmesi, talebinin “Peygamberler miras bırakmaz” hadisine dayanılarak reddedilmesi ve bunun neticesinde Hz. Fâtıma’nın kırgınlığına, hatta ölümüne kadar Hz. Ebû Bekir’le konuşmadığına ve (halife Hz. Ebû Bekir’in cenazeye katılamaması için) gece defnedildiğine dair rivayetler, kaynaklarda farklı şekillerde aktarılır. Bu çalışma, Hz. Peygamber’in vefatı sonrasında Fedek arazisi hakkında ortaya çıkan Hz. Fâtıma-Hz. Ebû Bekir ihtilafını, özellikle miras talebinin reddi sonucu ortaya çıktığı iddia edilen “kırgınlık” rivayetlerini odağına alarak şerh geleneği ışığında analiz etmeyi amaçlamaktadır. İslam tarihi, hadis ve mezhepler tarihi literatüründe sembolik önemi yüksek olan bu olay, hem erken dönem sahâbe ilişkilerinin doğası hem de Sünnî-Şiî ayrışması açısından kritik bir tartışma konusudur. Mevcut literatürde konu genellikle miras hukuku, (fey arazisi olması sebebiyle) Fedek’in hukuki statüsü veya siyasi arka plan bağlamında ele alınmış; ancak “kırgınlık” rivayetlerinin şerh geleneğindeki te’vil stratejileri analiz edilmemiştir. Bu araştırma, söz konusu kırgınlık rivayetlerinin tarihsel arka planını incelemekte; Şiî ve Sünnî perspektiflerin bu rivayetlere yansıyan farklı yorumlarını karşılaştırmalı olarak değerlendirmektedir. Çalışmada Hz. Fâtıma ile Hz. Ebû Bekir arasındaki kırgınlığa dair ifadelerin yer aldığı rivayetler üç katmanlı bir rivayet sınıflandırmasına tabi tutulmuştur. Bunlar, Peygamberlerin miras bırakmadığına dair genel rivayetler, Hz. Fâtıma’nın miras talebi ve reddine ilişkin anlatılar ve miras talebinin reddinin ardından gelişen kırgınlık ve sonuçlarına dair rivayetlerdir. Daha sonra kırgınlık ile ilişkili rivayetlerle ilgili şârihlerin yorum ve te’villeri ele alınmıştır. Bulgular, kırgınlık rivayetlerinin 23 tarikle (22’si “Âişe→ Urve → Zührî” isnadıyla) Sünnî kaynaklarda mevcudiyetine rağmen, buna delalet eden “هجر” (hicr) fiilinin yorumunda Sünnî şârihlerin çoğunluğunun, mutlak ve süresiz küskünlük anlamını reddettiğini ortaya koymuştur. Sünnî şerh geleneğinde bu ifadeler “sadece miras konusunda konuşmama” şeklinde bir daraltma; tamamen küsmek anlamında değil de “görüşmekten kaçınma” şeklinde daha hafif bir mana üzerinden anlam kaydırma; görüşmemeyi hastalık, üzüntü veya içinde bulunulan şartlara bağlama; küskünlüğü ifade eden kelimelerin idrac olabileceği veya Hz. Fâtıma’nın Hz. Ebû Bekir arasında bir küslük söz konusu olsa dahi sonradan yeniden barıştıkları gibi te’villerle açıklanmaya çalışılır. Şiî kaynaklar ise kırgınlığı, Hz. Fâtıma’ya ait bir hakkın gaspı ve siyasi meşruiyet tartışmasının sembolü olarak mutlak bir gerçeklik şeklinde aktarmıştır. Hz. Fâtıma’nın gece defnedildiği, halife Hz. Ebû Bekir’in onun öldüğünden haberdar edilmediği ve Hz. Ali’nin Hz. Fâtıma’nın vefatının ardından gecikmeli olarak Halife’ye biat ettiğine dair detaylar içeren rivayetler, Sünnî yorumda Hz. Fâtıma’nın tesettüre dair hassasiyeti veya sosyal baskıyla açıklanırken, Şiî anlatıda siyasi baskının kanıtı sayılmıştır. Sonuç olarak, Fedek merkezli bu ihtilafın, tarihsel bir vakıadan ziyade hilafet meşruiyeti, Ehl-i beyt’in konumu ve erken dönem siyasi kırılmaları yansıtan bir anlatı oluşu ve buna göre yorumlanışı dikkat çekmektedir. Çalışma, rivayetlerin nasıl yorumlandığı ve hangi sosyo-politik bağlamlarda anlam kazandığı sorusunun, İslam düşünce tarihindeki ayrışmaları anlamak açısından önemini vurgulamaktadır.
The issue of the inheritance left by the Prophet Muhammad following his death, particularly the status of the Fadak estate, which was classified as fay property, represents one of the most contentious debates in Islamic history. This matter extends beyond a merely material dispute over inheritance and holds critical significance for understanding the political and economic status of the Ahl al-Bayt, the legitimacy of the caliphate, and the divisions concerning the distribution of early political authority. The request made by Fātima, the Prophet’s daughter, to Abū Bakr, the first caliph, for the return of Fadak, and its rejection based on the hadith stating, “Prophets do not leave inheritance,” triggered reports of estrangement between the two figures. Some narrations claim that Fātima did not speak to Abū Bakr until her death and that she was buried at night to prevent the caliph from attending her funeral—accounts that are transmitted in varying forms across different sources. This study focuses on the conflict that allegedly developed between Fātima and Caliph Abū Bakr over the Fadak estate, particularly the reports of “estrangement” that are said to have emerged following the rejection of her inheritance claim. It aims to analyze these reports in light of the Islamic exegetical (sharh) tradition. The incident, which holds high symbolic significance in the literature of Islamic history, hadith, and sectarian studies, is a key point of discussion for understanding both the nature of early Companions’ relationships and the Sunni-Shi‘i divergence. While existing literature tends to explore the legal status of Fadak as fay property or its political backdrop, there has been little to no analysis of the interpretive strategies employed in the classical exegetical tradition. This research investigates the historical background of the estrangement reports, comparing the divergent interpretations of these reports in Sunni and Shi‘i perspectives. The reports referring to the estrangement between Fātima and Abū Bakr are categorized into three layers: general narrations on prophetic inheritance, accounts of Fātima’s inheritance request and its rejection, and reports concerning the aftermath of this rejection, including her alleged estrangement. Following this, the commentaries and interpretive approaches of classical exegetes on the estrangement reports are examined. The findings indicate that, although the estrangement reports exist in Sunni sources with 23 transmission paths (22 of which go through the “ʿĀʾisha → ʿUrwa → al-Zuhrī” line), Sunni exegetes consistently reject the interpretation of the verb hajara (هجر) in these texts as denoting a complete or morally problematic rupture in relations. Instead, they reframe the reports to mean a temporary suspension of conversation restricted to the issue of inheritance, a deliberate avoidance rather than a total severing of ties, or attribute the situation to grief, illness, or social context. Some even propose that the terms expressing estrangement were later insertions (idrāj) or that reconciliation eventually occurred between the two figures. By contrast, Shi‘i sources depict the estrangement as a concrete reality symbolizing the usurpation of Fātima’s rights and broader political injustice. Shi‘i accounts emphasize that Fātima was buried at night without the caliph being informed, and that ʿAlī’s pledge of allegiance to Abū Bakr was delayed—elements interpreted in Shi‘i tradition as evidence of political oppression, while Sunni interpretations tend to attribute these details to Fātima’s modesty or societal pressure. In conclusion, the dispute over Fadak should not merely be viewed as a historical event but as a narrative refracted through the prisms of legitimacy, the status of the Ahl al-Bayt, and early political ruptures in Islam. This study highlights how the interpretation of hadith reports and the socio-political contexts in which they were read and transmitted have played a formative role in shaping sectarian consciousness in Islamic intellectual history.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hadis |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 17 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.