This article analyzes the approach of the later Māturīdī theologian Ubayd Allah ibn Mas’ūd Sadr al-Sharīʿa (d. 747/1346) to the issue of the majʿūliyya (made-ness) of quiddities. The issue of the majʿūliyya of quiddities, which was first systematically addressed by Fakhr al-Dīn al-Rāzī (d. 606/1210) under a separate heading and subsequently inherited by the literature, has been explored in various aspects by different traditions. In the post-Rāzī period, the issue of whether quiddities are majʿūl or not was evaluated together with the debate about what majʿūliyya means and what a thinker means when he says that quiddities are or are not majʿūl. The debates arose from the reputational differences of the concepts used in the issue of the majʿūliyya of quiddities, and from the divergences brought about by the different paradigmatic grounds from which the debate was approached. The long-debated ground and multifaceted nature of the issue of the majʿūliyya of quiddities necessitates an examination of the ground and the thinker's approach to the issue before investigating a particular thinker's opinion on whether quiddities are majʿūl or not. In this respect, the article first analyzes the approaches to the foundational grounds of the debate on the majʿūliyya of quiddities in terms of “the understandings of mahall al-nizā”. Understandings of mahall al-nizā’ on the majʿūliyya of quiddities center on different points of divergence in a sequence that oscillates between literalism and realism. Some thinkers deal with the debate on the majʿūlity of quiddities at a literal level by associating the issue with the reputation of the absolute quiddity or aspects that can be reduced to it. From this point of view, one cannot talk about a real point of divergence in the debate on the majʿūlity of quiddities. However, some thinkers oppose the reduction of the debate to the literal level, since it is the subject of considerable interest of many names. In this article, al-Rāzī, ‘Adud al-Dīn al-Ījī (d. 756/1355), and Sayyid Sharīf al-Jurjānī’s (d. 816/1413) understanding of mahall al-nizā’ are evaluated as approaches that reduce the discussion to the literal level. On the other hand, ‘Abd al-Hakīm al-Siyālkūtī’s (d. 1067/1657) understanding of mahall al-nizā’ as a name that opposes the reduction of the discussion to the literal level is analyzed. According to Siyālkūtī, the real divergence in the issue of the majʿūliyya of quiddities is based on the distinction between existence and essence; those who accept the distinction between existence and essence argue that quiddities are not majʿūl, while those who reject the distinction argue that quiddities are majʿūl. Finally, this section discusses Shams al-Dīn al-Samarqandī’s (d. 702/1303) interpretation of majʿūliyya as Sadr al-Sharī‘a interlocutor and evaluates his criticisms of al-Samarqandī. This section, which examines the views presented in the literature on the grounds of the discussion of the majʿūliyya of quiddities, aims to provide a framework for analyzing Sadr al-Sharīʿa’s approach. Subsequently, Sadr al-Sharīʿa’s approach is analyzed by taking into account the following two aspects of the issue of majʿūliyya: Whether a quiddity can be subject to the influence of an external agent in terms of being itself, and if so, what this influence means; the relationship between the parts of the quiddity in terms of constituting the quiddity, and whether this relationship is based on causality in itself or whether it is realized through the will of an external agent. According to this framework, Sadr al-Sharīʿa considers the debate on the majʿūliyya of quiddities as a genuine dispute, thinks that the ground of the debate is the distinction between existence and essence as an external phenomenon, and evaluates the issues of the majʿūliyya of quiddities and the shay’iyya of mādum together. As a matter of fact, he argued that quiddities are majʿūl and mādum is not a thing, and he based these judgments on his rejection of the distinction between existence and essence. The article argues that Sadr al-Sharīʿa considers the issue of the made-ness (majʿūliyya) of quiddities in relation to the problem of creation ex nihilo, and that, in his view, the assertion “quiddities are not majʿūl” (al-māhiyyāt ghayr majʿūla) refers to a fixed essence that guides divine power prior to creation and is not itself affected. In order not to compromise the principle of creation ex nihilo, Sadr al-Sharīʿa argued that quiddities were created out of nothing in terms of being themselves, so there was no fixed essence directing the divine power prior to creation, and that the constituent parts of the quiddity formed the quiddity by the composition of Jāʿil, not by causality in itself.
Kalam Sadr al-Sharī‘a Later Māturīdīsm Majʿūliyyah of Quiddities Shay’iyyah of Non-Being Creation ex Nihilo
This study was produced within the scope of the project entitled “The Theoretical Foundations of Religious Thought in Islam: An Interdisciplinary Analysis within the Framework of the Intellectual Legacy of Kalām and Uṣūl al-Fiqh” [Project No.: 124K143], supported by TÜBİTAK.
124K143
I would like to express my gratitude to the İlimler ve Sanatlar Merkezi (İSM) Specialization Program for providing the conditions that made it possible for me to carry out this study.
Bu makalede müteahhir dönem Mâtürîdî kelâmcısı Ubeydullah b. Mes‘ûd Sadruşşerîa’nın (ö. 747/1346) mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesini alımlama biçimi ve ortaya koyduğu yaklaşım tahlil edilmektedir. İlk defa Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) tarafından müstakil bir başlık altında ele alınan ve sonraki literatür tarafından da tevarüs edilen mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesi farklı gelenekler tarafından çeşitli yönleriyle konu edilmiştir. Râzî sonrası dönemde mahiyetlerin mec‘ûl olup olmadığı meselesi, mec‘ûliyetin ne anlama geldiği ve bir düşünürün mahiyetlerin mec‘ûl olduğunu veya olmadığını söylediğinde neyi kastettiği ile ilgili tartışmayla birlikte değerlendirilmiştir. İlerleyen dönemlerde mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesine tahsis edilen risaleler kaleme alınmış ve bu risalelerde tartışmanın hangi yönden cereyan ettiğine dair çeşitli yaklaşımlar ortaya konmuştur. Sözü edilen tartışmalar bir yönüyle mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesinde kullanılan kavramların itibârî farklılığından kaynaklanırken diğer yönüyle meselenin farklı paradigmatik zeminlerde ele alınmasının beraberinde getirdiği ayrışmalardan neşet etmiştir. Mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesinin uzun tartışmalara konu olan zemini ve çok yönlülüğü, belirli bir düşünürün mahiyetlerin mec‘ûl olup olmadığı hakkındaki kanaatini soruşturmadan önce meselenin zeminine ve ilgili düşünürün meseleye yaklaşımına dair bir incelemeyi gerektirmektedir. Bu gerekliliğe binaen makalede ilk olarak mahiyetlerin mec‘ûliyeti hakkındaki tartışmanın zeminine dair yaklaşımlar “mahall-i nizâ anlayışları” etrafında tahlil edilmiştir. Mahiyetlerin mec‘ûliyeti hakkındaki mahall-i nizâ anlayışları, lafzîlik ile hakikilik arasında gidip gelen bir dizgede, farklı ayrışma noktalarını merkeze almaktadır. Kimi düşünürler meseleyi mutlak mahiyetin itibarıyla veya buna indirgenebilecek yönlerle ilişkilendirerek mec‘ûliyet tartışmasını lafzî bir düzeyde ele alır. Bu yönüyle ele alındığında mahiyetlerin mec‘ûliyeti tartışmasında hakiki bir ayrışma noktasından bahsedilemez. Ancak kimi düşünürler, pek çok ismin kayda değer ölçüde ilgisine konu olması hasebiyle tartışmanın lafzî düzeye indirgenmesine karşı çıkar. Makalede Râzî, Adudüddin el-Îcî (ö. 756/1355) ve Seyyid Şerif el-Cürcânî’nin (ö. 816/1413) mahall-i nizâ anlayışları, tartışmayı lafzî düzeye indirgeyen yaklaşımlar olarak değerlendirilmiştir. Buna mukabil tartışmanın lafzî düzeye indirgenmesine karşı çıkan bir isim olarak Abdülhakîm es-Siyâlkûtî’nin (ö. 1067/1657) mahall-i nizâ anlayışı tahlil edilmiştir. Siyâlkûtî’ye göre mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesindeki hakiki ayrışma varlık-mahiyet ayrımına dayanmakta; varlık-mahiyet ayrımını kabul edenler mahiyetlerin mec‘ûl olmadığını, ayrımı reddedenler ise mahiyetlerin mec‘ûl olduğunu savunmaktadırlar. Bu kısımda son olarak Sadruşşerîa’nın muhatabı olarak Şemseddin es-Semerkandî’nin (ö. 702/1303) mec‘ûliyet yorumu ele alınmış ve Sadruşşerîa’nın Semerkandî’ye yönelttiği eleştiriler değerlendirilmiştir. Mahiyetlerin mec‘ûliyeti tartışmasının zeminine dair literatürde serdedilen görüşlerin incelendiği bu kısımla Sadruşşerîa’nın yaklaşımını tahlil etmeye imkân sağlayan bir zemin oluşturulması hedeflenmiş ve bir çerçeve oluşturulmuştur. Akabinde Sadruşşerîa’nın yaklaşımı mec‘ûliyet meselesinin şu iki yönü dikkate alınarak tahlil edilmiştir: Bir mahiyetin kendisi olmak bakımından hâricî bir failin tesirine konu olup olamayacağı, olabilirse bu tesirin ne anlama geleceği; mahiyeti oluşturan parçaların, mahiyeti oluşturmak bakımından birbiriyle ilişkisi, bu ilişkinin kendinde bir nedenselliğe mi dayandığı yoksa hâricî bir failin ihtiyarıyla mı gerçekleştiği. Bu çerçeveye göre Sadruşşerîa mahiyetlerin mec‘ûliyeti tartışmasını hakiki bir ihtilaf olarak değerlendirmekte, tartışmanın zemininde haricî bir olgu olarak varlık-mahiyet ayrımını olduğunu düşünmekte ve mahiyetlerin mec‘ûliyeti ile mâdumun şey’iyyeti meselelerini bir arada değerlendirmektedir. Nitekim o, mahiyetlerin mec‘ûl olduğunu ve mâdumun şey olmadığını savunmuş ve bu yargılarını varlık-mahiyet ayrımını reddetmesine dayandırmıştır. Makalede Sadruşşerîa’nın mahiyetlerin mec‘ûliyeti meselesini yoktan yaratma sorunuyla irtibatlı olarak değerlendirdiği ve onun nezdinde “mahiyetler mec‘ûl değildir” yargısının, yaratma öncesi ilahi kudreti yönlendiren ve kendisi tesire konu olmayan sabit bir öz anlamına geldiği öne sürülmüştür. Sadruşşerîa yoktan yaratma ilkesinden taviz vermeme maksadıyla mahiyetlerin bizzat kendileri olmak bakımından yoktan yaratıldıklarını, dolayısıyla yaratma öncesinde ilahi kudreti yönlendiren sabit bir öz olmadığını ve mahiyeti oluşturan parçaların kendinde bir nedensellikle değil Câil’in terkibiyle mahiyeti oluşturduklarını savunmuştur.
Kelam Sadruşşerîa Müteahhir Mâtürîdîlik Mahiyetlerin Mec‘ûliyeti Mâdumun Şey’iyyeti Yoktan Yaratma
Bu çalışma TÜBİTAK tarafından desteklenen “İslâm’da Dinî Düşüncenin Teorik Açıdan Temellendirilmesi: Kelam ve Fıkıh Usûlünün Birikimi Kapsamında Disiplinler Arası İnceleme [Proje No.: 124K143]” adlı proje kapsamında üretilmiştir.
124K143
Bu çalışmayı hazırlamamı mümkün kılan koşulları sağladığı için İlimler ve Sanatlar Merkezi (İSM) İhtisas Programına teşekkür ederim.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | İslam Felsefesi, Kelam |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Proje Numarası | 124K143 |
| Gönderilme Tarihi | 23 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 11 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 24 Sayı: 2 |
Hitit İlahiyat Dergisi Creative Commons Atıf 4.0 International License (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.