This study aims to examine the exegetical methodologies of interpreters belonging to the moderate Islamic schools of thought and to explore their relationship with the methods employed by Sunni exegetes. Such an analysis is of great significance for understanding the intellectual frameworks of these scholars and for assessing the extent to which their interpretations align with those of Ahl al-Sunnah. The research contributes to Qur’anic studies in two main ways: first, by revealing the diversity of exegetical meanings in Qur’anic interpretation, and second, by reinforcing the interpretive positions upon which scholars broadly agree. The study focuses on the interpretation of the seventh verse of Sūrat Āl ʿImrān, particularly on the issue of whether the pause (waqf) should occur at the word “Allah” or at “wa al-rāsikhūna fī al-ʿilm.” The first reading reflects the tafwīḍ and ithbāt schools within Sunni exegesis, while the second represents the taʾwīl school, to which the Ibāḍīs belong. This difference exemplifies a variety of interpretive perspectives (ikhtilāf al-tanawwuʿ), which encourages Muslims to appreciate diversity in interpretation rather than adhere rigidly to a single school of thought. A second dimension of the study concerns the confirmation of shared theological and linguistic principles—such as the acceptance of metaphor (majāz) in Arabic, the Qur’an, and ḥadīth—which is acknowledged by the majority of Muslim scholars, including the Ibāḍīs. This methodological stance is clearly reflected in the approach of Aḥmad al-Khalīlī, whose interpretation of the seventh verse of Sūrat Āl ʿImrān serves as the central focus of this research. The study employs both descriptive-analytical and critical methods to identify and assess Khalīlī’s exegetical approach, including his sources, explanations, and the doctrinal positions he defends—particularly concerning the verses of divine attributes. Khalīlī aligns himself with the school of taʾwīl (interpretation) often associated with the khalaf theologians, and he characterizes proponents of the ithbāt approach as ḥashwiyya and mujassima (anthropomorphists). The research evaluates this stance through a critical lens. The main problem addressed is the scarcity of impartial academic studies dealing with Ibāḍī Qur’anic exegesis in general, and Khalīlī’s methodology in particular. Existing works tend either to exaggerate in praise of Khalīlī or to condemn the Ibāḍīs as innovators. This study, therefore, seeks to present an objective and balanced analysis of Ibāḍī exegetical methodology and to identify the most plausible interpretive positions without bias or polemics. In conclusion, the study highlights the scholarly and theological significance of the Ibāḍī exegetical tradition, particularly as represented by Aḥmad al-Khalīlī. It finds that the Ibāḍī approach is, in many respects, very close to the Sunni exegetical tradition, with differences primarily concerning the interpretation of the verses on divine attributes.
Bu çalışma, İslâm’ın mutedil mezheplerine mensup müfessirlerin tefsir yöntemlerini inceleyerek bunların Ehl-i Sünnet müfessirlerinin yöntemleriyle ilişkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu inceleme, söz konusu mezheplerin âlimlerinin düşünce biçimlerini anlamada önemli bir yere sahiptir. Ayrıca, Kur’an tefsirine iki yönüyle katkı sağlamaktadır: Birincisi, ayetlerin anlam çeşitliliğini ortaya koymak; ikincisi ise üzerinde ittifak edilen yorumları pekiştirmektir. Çalışmada örnek olarak ele alınan Âl-i İmrân sûresinin yedinci ayetindeki “اللَّه” veya “وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ” ifadelerinde vakf yapılması meselesi, farklı tefsir ekollerinin yaklaşımlarını yansıtmaktadır. “اللَّه” lafzında vakf yapılması Ehl-i Sünnet’in tefvîz ve isbât ekollerini, “وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ” üzerinde vakf yapılması ise İbâdîlerin dâhil olduğu te’vîl ekolünü temsil etmektedir. Bu çeşitlilik, Müslümanın tek bir ekole taassup göstermeden diğer görüşleri de kabul etmesine imkân sağlamaktadır. Araştırmanın ikinci yönü, üzerinde ittifak edilen bazı konuların, özellikle de mecazın dilde, Kur’an’da ve hadislerde varlığının, hem Ehl-i Sünnet hem de İbâdî âlimler tarafından kabul edildiğini ortaya koymaktadır. Bu husus Ahmed el-Halîlî’nin tefsir anlayışında açıkça görülmektedir. Dolayısıyla çalışma, Halîlî’nin Âl-i İmrân sûresi yedinci ayetini tefsir ederken izlediği yöntemi incelemekte ve bu yöntemin İbâdî tefsir geleneğini temsil ettiğini vurgulamaktadır. Araştırmada betimleyici-analitik ve eleştirel yöntem birlikte kullanılmış; Halîlî’nin ele aldığı konular açıklanmış, kaynakları belirtilmiş ve benimsemiş olduğu görüşler –özellikle sıfat âyetleriyle ilgili olanlar– eleştirel biçimde değerlendirilmiştir. Halîlî, te’vîl ekolüne bağlı kalmış, isbât ekolü âlimlerini “haşviyye” ve “mücessime” olarak nitelendirmiştir. Çalışma, bu yaklaşımı eleştirel bakış açısıyla tahlil etmektedir. Araştırmanın temel problemi, İbâdî müfessirlerin özellikle Halîlî’nin tefsir yöntemini tarafsız biçimde inceleyen çalışmaların yetersizliğidir. Mevcut çalışmaların bir kısmı Halîlî’yi aşırı övgüyle ele alırken, bir kısmı ise İbâdîleri bid’atla itham etmektedir. Bu bağlamda, mevcut araştırma, İbâdî tefsir yöntemini tarafsız biçimde ele almayı, İbâdî yorumlardaki tercih edilen görüşleri belirlemeyi ve bunu herhangi bir yergi veya övgüden uzak biçimde ortaya koymayı hedeflemektedir. Sonuç olarak araştırma, İbâdî tefsir anlayışının, özellikle Halîlî’nin yönteminin ilmî ve dinî bakımdan önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, İbâdî müfessirlerin yöntemlerinin Ehl-i Sünnet müfessirlerine büyük ölçüde yakın olduğu, farklılıkların ise daha çok sıfat âyetlerinin yorumunda ortaya çıkan bir çeşitlilikten ibaret bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın ortaya koyduğu bir diğer husus da Halilî’nin mecazı inkâr edenlere yönelik reddiyesinde sergilediği başarısıdır. Zira o, bu konuda eski ve yeni dönemin muteber âlimlerinin görüşlerine dayanmış; ayrıca İbn Kayyim’in (ö. 751/1350) mecaz meselesindeki çelişkili ve tutarsız tutumunu ele almakta haklılık göstermiştir. Bununla birlikte, sıfat âyetlerini te’vilsiz olarak kabul edenlere yönelttiği eleştirilerde aynı derecede hakkaniyetli davranmamıştır. Nitekim onları “haşviyye” olarak nitelemiş, inançlarının Yahudi düşüncesinden beslenmiş olduğunu iddia etmiş ve görüşünü desteklemek amacıyla bağlamından koparılmış metinlere başvurmuştur. Böylesi bir tavır, Halilî gibi yüksek ilmî konumda bulunan bir âlim için doğru görülemez. Araştırma ayrıca, İbâdîlerin tefsir yönteminin, sıfat âyetlerine yaklaşım noktasındaki bazı farklılıklar dışında, Ehl-i Sünnet müfessirlerinin yöntemine oldukça yakın olduğunu göstermektedir. Bu farklılıklar ise mahiyeti itibarıyla “türü farklılık” kapsamında değerlendirilmelidir; zıtlık içeren bir ihtilaf niteliği taşımamaktadır.
دراسة مناهج مفسري المذاهب الإسلامية المعتدلة وربطها بمناهج مفسري أهل السنة لها أهمية كبيرة في معرفة تفكير علماء هذه المذاهب، ومعرفة قرب تفسير هذه المذاهب من تفاسير أهل السنة، الأمر الذي يؤدي إلى إضافة علمية تخدم النص القرآني من وجهين: الأول- تعدد المعاني التفسيرية للآية القرآنية، واتضح ذلك في موضوع الاختلاف في الوقف على اسم الجلالة ﴿اللَّه﴾، أو الوقف على ﴿وَالرَّاسخون فِي الْعِلْمِ﴾؛ فالوقف على الأول يمثل مدرستين من مدارس أهل السنة، وهما مدرستا التفويض والإثبات، والوقف على ﴿وَالرَّاسخون فِي الْعِلْمِ﴾ يمثل مدرسة التأويل التي منها الإباضية، وهذا الاختلاف اختلاف تنوّع يجعل المسلم لا يتعصب لمدرسة من هذه المدارس، ويقبل الرأي الآخر، والثاني- ترسيخ معنى من المعاني المتفق عليها، كموضوع وقوع المجاز في اللغة والقرآن والحديث، الذي يتفق على وقوعه جمهور علماء الأمة، ومنهم علماء الإباضية، وهذا ما وضح من منهج الخليلي، وتتناول هذه الدراسة بيان منهج الخليلي في تفسيره للآية السابعة من سورة آل عمران، الذي يمثل منهج التفسير الإباضي، واتخذت الدراسة المنهجَين الوصفي التحليلي والنقدي في بيان منهج الخليلي في تفسير الآية السابعة من سورة آل عمران؛ وذلك بوصف موضوعاته التي تناولها والشرحِ لها أو ذكرِ مصدرها، وأما النقد فهو يتجه إلى الآراء التي تبناها الخليلي، ودافع عنها، وبخاصة ما كان من آيات الصفات وكان متعصبا لمنهج مدرسة التأويل، الذي يوصف بأنه منهج الخلف، وكان يصف علماء مدرسة الإثبات خاصة بالحَشْوية والْمُجسِّمَة، و تتمثل إشكالية الدراسة في عدم وجود دراسات تتمتع بالحيادية في دراسة منهج مفسري القرآن الكريم من الإباضية، وبخاصة تفسير الخليلي؛ فمنها المغالي في الإطراء والموافق لكل ما يقوله الخليلي، ومنها المغالي في النقد والواصف للإباضية بالمبتدعة وغير ذلك، ومن هنا كانت هذه الدراسة في بيان منهج التفسير الإباضي متمثلا في تفسير الخليلي، ومحاولة الوصول إلى القول الراجح في تفاسير الإباضية مع الالتزام بالحيادية العلمية دون تجريح أو إطراء، وقد قامت الدراسة على العناصر الرئيسية التي ذكرها الخليلي في تفسيره للآية بالتحليل والمناقشة والنقد، وأبرزت أهمية دراسة منهج التفسير الإباضي وبخاصة تفسير الخليلي لما له من أهمية علمية ودينية، ومما أبرزته الدراسة أيضا تميز الخليليِّ في ردِّهِ على مُنكرِي المجاز، فقد استند فيه على أقوال العلماء المعتبرين قديما وحديثا، وكان محقًّا في تناوله اضطرابَ ابن القيم(ت751هـ) وتناقضه في موضوع المجاز، لكنه لم يكن مُنصفًا في هجومه على المثبتين لآيات الصفات؛ إذ سماهم حَشوية، ووصف عقيدتهم بأنها اسْتُقِيت من الفكر اليهودي، واستند إلى نصوص مبتورة؛ ليؤكد فكرته، وهذا الفعل لا يجوز من عالم كبير في مكانة الخليلي! وقد اتضح أنَّ منهج الإباضية في التفسير قريب جدًّا من منهج مفسرِي أهل السنة مع بعض الاختلافات في تناول آيات الصفات؛ وهذا يرجع إلى اختلاف التنوُّع، لا اختلاف التضاد.
| Birincil Dil | Arapça |
|---|---|
| Konular | Arap Dili ve Belagatı, Tefsir |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 17 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 16 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 22 |
İlahiyat Akademi Dergisi Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı (CC BY NC) ile lisanslanmıştır.