Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir
Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir
Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir
Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir
20. yüzyılın ilk yarısında dünyadaki gelişmelere paralel şekilde Filistin’de ortaya çıkan sinemalar bu dönemde meydana gelen Arap-Yahudi çatışmasının gölgesinde faaliyetlerini gerçekleştirmiştir. Kudüs, Tel Aviv ve Yafa sinemanın yaygın olduğu kentler olarak ön plana çıkmaktadır. Sinema, Yahudi toplumunda ulusal kimlik mücadelesinin önemli bir aracı olarak görülürken, Arap toplumunda bu görünürlük daha geç ortaya çıkmıştır. Bunun temel nedenleri arasında sinemanın ahlaka zarar verdiği algısı, maddi imkânsızlıklar ve sinemanın stratejik bir hedef olarak görülmemesi yer almaktadır. Buna rağmen, 1930’lu yıllarda Filistinli girişimciler sinema filmleri üretmiş ve özellikle orta sınıf arasında sinema, sosyal bir etkinlik olarak ilgi görmüştür. Sinema salonları, 1920’lerden itibaren bölgede hızla çoğalarak kültürel zenginliği yansıtan önemli bir unsur haline gelmiştir. Filistinli Arap toplumunda sinema, 1935’ten sonra bireysel olarak gelişirken, bu gelişim daha çok Mısırlı aktörlerin sahne aldığı filmler ile yerel olarak birkaç girişimden müteşekkildir. İngiliz Manda idaresi modernizasyon politikalarıyla kültürel faaliyetleri teşvik ederken, yönetime karşı çıkan sanatsal ifadeleri sansürle denetim altında tuttu. Bu dönemde Batı sinema standartları bölgeye getirildi. Ancak bu standartlar, Araplar aleyhine propaganda yapan sinema filmlerinin sansür kurulundan geçmesine engel olmadı. Yahudilerin sinemada Hristiyanlar ve Müslümanlar aleyhine dini söylemleri bazen göz ardı edildi. Sonuçta sinema, toplumsal çatışmaların, ulusal kimliğin oluşumunun ve geleneksel ile modern arasındaki mücadelenin bir yansıması oldu.
Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir
Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir. Tübitak'a teşekkür ederiz.
In the first half of the 20th century, cinemas emerged in Palestine in parallel with global developments, operating under the shadow of the Arab-Jewish conflict during this period. Jerusalem, Tel Aviv, and Jaffa stood out as cities where cinema was widespread. For the Jewish community, cinema was seen as an important tool in the struggle for national identity, while in the Arab community, this visibility emerged much later. The main reasons for this delay included the perception that cinema harmed morality, financial limitations, and the lack of recognition of cinema as a strategic goal. Nevertheless, in the 1930s, Palestinian entrepreneurs produced films, and cinema gained popularity as a social activity, particularly among the middle class. Beginning in the 1920s, cinema halls rapidly multiplied in the region, becoming a significant element reflecting cultural richness. Cinema began to develop individually in the Palestinian Arab community after 1935, largely through films featuring Egyptian actors and a few local initiatives. As part of its modernization policies, the British Mandate administration encouraged cultural activities while keeping artistic expressions opposing the regime under censorship. Western cinema standards were introduced to the region during this period. However, these standards did not prevent the censorship board from approving films containing propaganda against Arabs. The religious rhetoric in cinema by Jews against Christians and Muslims was sometimes overlooked. Consequently, cinema became a mirror reflecting societal conflicts, the formation of national identity, and the tension between tradition and modernity.
Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Kültürel çalışmalar (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Proje Numarası | Bu çalışma, yazarın araştırmacı olarak yer aldığı 220K016 nolu “Kudüs'te İmparatorluk Politikaları: Kamusal Mekân ve Toplumsal Kimlik (1871-1948)” başlıklı TÜBİTAK 1001 projesinin çıktılarından biridir |
| Gönderilme Tarihi | 7 Mayıs 2025 |
| Kabul Tarihi | 23 Ağustos 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 22 Ekim 2025 |
| DOI | https://doi.org/10.26650/jos.1694606 |
| IZ | https://izlik.org/JA52CG34AT |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Sayı: 47 |