Although Neşe Erdok's production and narrative style in her paintings do not directly produce a political feminist discourse, they create a powerful representation of women being repositioned in art as subjects of production and creation. The artist presents the female subject in her works, who asserts her own existence, independent of male viewers' approval and within her own subjective existence.The second wave of feminist thought, which developed in the West from the 1960s onwards, was not limited to certain social rights struggles, as in the first wave of feminism, but also brought about significant processes of transformation in the form, application and conceptual foundations of art. During this process, female artists questioned the male-centred narrative of art history, reshaped their artistic production with their own experiences, and made women the subjects of artworks.The transformation experienced in the West found its place in Turkey from the 1980s onwards, adapted to cultural and social contexts.
In this paper, the relationship between Neşe Erdok’s works and the body politics of second-wave feminism is examined through three selected paintings by the artist. Although Erdok’s works do not articulate an explicitly political feminist discourse, her expressionist approach—foregrounding women’s bodies and lived experiences while resisting patriarchal representations—reveals strong parallels with feminist art history. Particularly in her self-portraits, Erdok repositions the female subject away from passive and eroticized objectification, developing instead a personal and existential critique grounded in Türkiye’s socio-cultural context, which situates her among the indirect yet influential representatives of post-1980 feminist art in Türkiye.
Neşe Erdok’un resimlerindeki üretim ve anlatım biçimi doğrudan politik bir feminist söylem üretmese dahi, kadının üretimin ve eserin öznesi olarak sanatta yeniden konumlanmasına dair güçlü bir temsil alanı oluşturur. Sanatçının, eserlerinde görülen kadın öznenin kendini var etme biçimi, erkek izleyicinin beğenisinden uzak, kendi öznel varoluşu içerisinde sunulur. Batıda 1960’lardan itibaren gelişen ikinci dalga feminizm düşüncesi, birinci dalga feminizm hareketinde olduğu gibi belirli toplumsal hak arayışları ile sınırlanmamış aynı zamanda sanatın biçim, uygulanma ve düşünsel temellerinde önemli dönüşüm süreçlerini beraberinde getirmiştir. Bu süreçte kadın sanatçılar, sanat tarihinin erkek merkezli anlatısını sorgulamış, kendi deneyimleriyle sanatsal üretimlerini yeniden şekillendirmiş ve kadını sanat eserinin öznesi haline getirmişlerdir. Batıda yaşanan dönüşüm, Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren kültürel ve toplumsal bağlamlara uyarlanarak kendine yer bulmuştur.
Bu yazıda Neşe Erdok’un eserleri ile ikinci dalga feminizmin beden politikaları arasındaki ilişki sanatçının üç eseri üzerinden incelenmektedir. Erdok’un eserleri, doğrudan politik bir feminist söylem üretmemekle birlikte, kadın bedenini ve deneyimini patriyarkal temsillerden arındıran dışavurumcu yaklaşımıyla feminist sanat tarihiyle güçlü paralellikler taşır. Sanatçının özellikle otoportrelerinde kadın özneyi edilgen ve erotize edilmiş bir nesne olmaktan çıkararak, Türkiye’nin sosyo-kültürel bağlamı içinde kişisel ve varoluşsal bir eleştiri geliştirmesi, onu 1980 sonrası Türkiye’de feminist sanatın dolaylı ama etkili temsilcileri arasına yerleştirir.
Neşe Erdok toplumsal cinsiyet ikinci dalga feminizm feminist sanat
Bu çalışma insan veya hayvan katılımcıları içermemektedir. Tüm süreçler bilimsel ve etik ilkelere uygun biçimde yürütülmüş ve tüm kaynaklar doğru şekilde atıf yapılmıştır.
Bu araştırma herhangi bir dış finansman almamıştır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Sinema (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 4 Kasım 2025 |
| Kabul Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 1 Sayı: 1 |