Masallar; kültürel değerlerin, toplumsal normların ve kimliklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu anlatılar, özellikle kadın ve aşk temaları üzerinden, toplumsal cinsiyet rollerinin biçimlendirilmesinde ve yeniden üretiminde işlevsel anlatılar olarak karşımıza çıkmakta, toplumsal gerçeklikleri ve değerleri yansıtarak, kadın kimliğinin nasıl algılandığını ve anlamlandırıldığını ortaya koymaktadır. Çalışma kapsamında incelenen masallarda kadın figürlerinin çoğunlukla belirli kalıplar içerisinde sunulduğu; edilgenlik, sevgiye muhtaçlık ve kurtarılmayı bekleme gibi özelliklerle idealize edildiği görülmektedir. Bu durum, aşk temasının özgürleştirici olmaktan ziyade ataerkil ve patriarkal yapılar tarafından kadınları sınırlandıran ideolojik bir mekanizma olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu bağlamda, masallarda kadın ve aşk temalarının temsil biçimini anlamak için Simone de Beauvoir’ın kadınlık inşası, Judith Butler’ın cinsiyetin performatif doğası ve Luce Irigaray’ın kadın öznesi gibi toplumsal cinsiyet kuramları temel alınmıştır. Bu kuramsal perspektifler, masal metinlerinde kadın kimliğinin aşk aracılığıyla nasıl konumlandırıldığını ve ataerkil ideolojinin nasıl yeniden üretildiğini açıklamada önemli bir zemin oluşturmaktadır. Dolayısıyla masallardaki kadın temsillerine dair kuramsal ve eleştirel bir okuma, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından kültürel anlatıların dönüşümü için önemli bir adım teşkil etmekte, kalıp yargıların nasıl pekiştirildiğini göstererek yeni bir farkındalık alanı yaratmayı amaçlamaktadır.
Masal Aşk Teması Toplumsal Cinsiyet Rolleri Ataerkil Yapı Kadın Temsili
Folktales play an important role in the transmission of cultural values, social norms, and identities from generation to generation. These narratives, particularly through themes of women and love, function as effective means in shaping and reproducing gender roles, reflecting social realities and values while revealing how female identity is perceived and constructed. Within the scope of the study, it is observed that female figures in the analyzed folktales are often presented within certain stereotypical patterns, idealized with characteristics such as passivity, dependency on love, and awaiting rescue. This indicates that the theme of love is used not as an emancipatory force but as an ideological mechanism by patriarchal and male-dominated structures to restrict women. In this context, to understand the representation of women and love in folktales, gender theories such as Simone de Beauvoir’s construction of womanhood, Judith Butler’s performativity of gender, and Luce Irigaray’s notion of the female subject have been adopted as theoretical frameworks. These perspectives provide a crucial foundation for explaining how female identity is positioned through love in folktale texts and how patriarchal ideology is reproduced. Therefore, this critical reading of female representations in folktales constitutes an important step toward the transformation of cultural narratives from the perspective of gender equality, aiming to create new awareness by demonstrating how stereotypes are reinforced.
Fairy Tales Theme of Love Gender Roles Patriarchal Structure Representation of Women
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Türk Halk Bilimi (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 24 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 1 Mart 2026 |
| Yayımlanma Tarihi | 14 Mart 2026 |
| DOI | https://doi.org/10.12981/mahder.1749735 |
| IZ | https://izlik.org/JA47WK68ED |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2026 Cilt: 19 Sayı: 53 |