Bu çalışma, mülkiyet hakkının tarihsel dönüşümünü ve normatif temellerini inceleyerek klasik özgürlük temelli paradigma ile özerklik temelli yaklaşımı karşılaştırmaktadır. Antik Roma’dan modern refah devletlerine uzanan süreçte mülkiyet, yalnızca bireysel özgürlüğün güvencesi değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin üretildiği bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Klasik liberal anlayış mülkiyeti mutlak ve dokunulmaz bir hak olarak kurgularken, özerklik temelli yaklaşım, mülkiyetin meşruiyetini ancak bireyler arası ilişkilerde karşılıklı özerkliği koruduğu ölçüde kabul etmektedir. Çalışma, Türk hukukundaki çeşitli düzenlemeleri inceleyerek mülkiyetin tipolojik çoğulculuk ve ilişkisel adalet ilkeleri çerçevesinde nasıl yeniden kurgulanabileceğini göstermektedir. Çeşitli örnekler üzerinden mülkiyetin yalnızca bireysel hak değil, aynı zamanda toplumsal ilişkiler içinde özerklik dengelerini gözeten bir kurum olarak işlev görebileceğini ortaya koyulmaktadır. Bu çalışmanın ulaştığı sonuç, mülkiyetin değişmez ve tekil bir ‘öz’e indirgenemeyeceğidir. Tarihsel pratik ve güncel düzenlemeler, mülkiyetin başkalarının özerkliği ve kamu yararı karşısında uygun koşullarda daraltılabildiğini göstermektedir. Mülkiyet hakkının sabit bir ‘öze’ sahip olmaması sebebiyle, mülkiyetin beraberinde getirdiği ilişkilerde malik olmayan tarafların da daha aktif katılımının sağlanması, özerklik temelli yaklaşımla normatif olarak mümkün ve gerekli görünmektedir.
Mülkiyet hakkı Özgürlük Özerklik İlişkisel adalet Mülkiyet hakkının sınırları
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Hukuk Felsefesi, Hukuk, Toplum ve Sosyo-Yasal Araştırma, Özel Hukuk ve Medeni Yükümlülükler (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 7 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 13 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 7 Ocak 2026 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 31 Sayı: 2 |