Tarihsel süreç boyunca sinema, kitlesel hegemonyaların inşasında önemli bir araç olarak kullanılmış ve özellikle iki dünya savaşında da iktidar sahiplerinin savaş gerekçelerini halk nezdinde meşrulaştırmak için güçlü bir ideolojik aygıt haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Amerika Birleşik Devletleri'nin Soğuk Savaş döneminde (1947-1957) sinemanın bu ideolojik gücünü nasıl kullandığını incelemek ve aynı dönemde Hollywood’da ortaya çıkan başkaldırı temsillerinin sosyal ve siyasal nedenlerini anlamaktır. Çalışma kapsamında elde edilen sonuçlar, örnek olarak seçilen filmin sosyolojik ve ideolojik analizleriyle desteklenmiştir. Nitel bir araştırma deseni izleyen bu çalışmada, döneme muhalif bir duruş sergilediği düşünülen yönetmen Elia Kazan'ın, Marlon Brando'yu bir başkaldırı sembolü haline getirdiği On the Waterfront (Kazan, 1954) filmi söylem analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bulgular, sinemanın egemen güçlerin ideolojik hegemonyasına hizmet etmesinin yanı sıra, iktidara yönelik eleştirileri mümkün kılan bir muhalif iletişim aracı olduğunu da ortaya koymuştur. Çalışmanın sonunda, McCarthy döneminin Hollywood’u ideolojik bir propaganda aracı olarak kullanma çabalarına rağmen, Marlon Brando gibi başkaldırı figürlerinin önünü kesemediği ve bu figürlerin dönemin toplumsal değişiminde önemli rol oynadığı sonucuna varılmıştır.
Throughout history, cinema has served as a key instrument in constructing mass hegemony and was particularly utilized during the two World Wars as a powerful ideological tool to legitimize war efforts. This study explores how the United States employed cinema’s ideological power during the Cold War (1947-1957) and investigates the social and political reasons behind the rebellion narratives emerging in Hollywood at the time. The findings are supported by sociological and ideological analyses of a selected film. Following a qualitative research design, the study uses discourse analysis to examine Elia Kazan’s On the Waterfront (1954), where Marlon Brando becomes a symbol of rebellion. The film is interpreted as reflecting opposition to the dominant ideologies of the period. The results demonstrate that cinema not only reinforces ideological hegemony for dominant powers but also acts as a medium for dissent, enabling critiques of authority. Despite McCarthy-era efforts to use Hollywood for ideological propaganda, rebellious figures like Marlon Brando could not be silenced and played a pivotal role in shaping social change during this period.
Birincil Dil | Türkçe |
---|---|
Konular | Sinema Sosyolojisi, Görsel Sanatlar (Diğer) |
Bölüm | İLETİŞİM |
Yazarlar | |
Erken Görünüm Tarihi | 26 Mart 2025 |
Yayımlanma Tarihi | 27 Mart 2025 |
Gönderilme Tarihi | 8 Aralık 2024 |
Kabul Tarihi | 17 Mart 2025 |
Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 15 Sayı: 1 |