Dil, bakış açısına göre tanımlanır ve değerlendirilir. Dilin sosyolojik, tarihî, coğrafî, anatomik, psikolojik, fiziksel, kimyasal ve kültürel yönleri bulunduğu için bu disiplinlerin her birinin kendine göre bir dil tanımı mevcuttur. Basit anlamıyla insanoğlunun anlaşma ve iletişim aracı olan dil, gerçekte bunun çok ötesinde bir içeriğe sahiptir. Canlılık özelliği taşıyan dil, diğer canlılar gibi kendi kanun ve kuralları çerçevesinde yaşamını sürdürür. Bu canlılığını sürdürebilmesi için de diğer dillerle etkileşimde bulunması gerekir. Dil bilimin bu kuralı çerçevesinde bakıldığında Osmanlı Türkçesi de Arapça ve Farsça ile kültürel bir gereksinim olarak etkileşimde bulunmuştur. Kelime alışverişi bazında yoğun bir akına maruz kalmasına rağmen Türkçe, geliştirmiş olduğu kurallar çerçevesinde yapısal bir kabullenmeye gitmemiştir. Fuzuli’nin rubailerdeki kelimeler bunu açıkça ortaya koymaktadır. Çalışmada kelimelerin köken ve sıklığı incelenmiştir. Çalışmanın sonunda Türkçenin yapısında bir değişikliğin gerçekleşmediği, Arapça ve Farsçanın Türkçeyi sadece söz varlığı yönünden etkilediği görülmüştür. Derin bir düşünce, birikim, bilgi ve eğitim gerektiren bir nazım türü olan rubai yazma geleneğinde, Fuzuli’nin aslında çoğu rubaisinde ağdalı Türkçe kullanmadığı, daha çok sade ve anlaşılır bir Türkçeyi tercih ettiği gözlenmiştir.
Bu çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik ilkelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olunur.
Language is defined and assessed from various perspectives. As language encompasses sociological, historical, geographical, anatomical, psychological, physical, chemical, and cultural aspects, each related discipline presents its own definition of language. Language is a means of communication and understanding for humans, but it carries a much deeper significance. Language, a living entity, continues to exist within its laws and rules, similar to other living things. To maintain its vitality, it must engage with different languages. Within the framework of this linguistic rule, Ottoman Turkish interacted with Arabic and Persian as a cultural necessity. Despite being subjected to an intense influx of loanwords, the Turkish language has not undergone structural assimilation within its established grammatical rules. The words in Fuzuli's rubais, clearly demonstrate this. The study examined the origin and frequency of words. In the study, it was seen that Arabic and Persian affected Turkish only in terms of vocabulary. In the tradition of writing rubai, which is a type of verse that requires deep thought, knowledge, knowledge and education, it has been observed that Fuzuli does not use colloquial Turkish in most of his rubai, but instead prefers a comprehensible and straightforward Turkish.
It is declared that scientific and ethical principles have been followed while carrying out and writing this study and that all the sources used have been properly cited.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Yeni Türk Dili (Eski Anadolu, Osmanlı, Türkiye Türkçesi) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 10 Temmuz 2025 |
| Kabul Tarihi | 3 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 8 Sayı: 4 |
* Hakemlerimizin uzmanlık alanlarını detaylı olarak girmesi süreçte hakem ataması açısından önem arz etmektedir.