Shams al-Dīn al-Samarqandī’s Interpretation and Critique of Ibn Sīnā on the Way of Knowing God’s Particulars
Öz
In Islamic thought, the nature of divine knowledge and particularly the question of whether God knows particulars constitutes one of the most important areas of debate between Kalām and Peripatetic philosophy. This debate centers on the problem of how temporal and individual events occurring in the world can be known while preserving the immutability of divine knowledge. In this context, the main problem of this study is to reveal how Ibn Sīnā’s approach to the scope of divine knowledge was evaluated by the Kalām tradition and on which theoretical foundations Shams al-Dīn al-Samarqandī’s position in this debate is based. The aim of this study is to explain the place of divine knowledge within Ibn Sīnā’s metaphysical system based on the theory of emanation (ṣudūr) and to analyze comparatively the conceptual and theological principles through which al-Samarqandī criticizes this approach. In this way, the study demonstrates how the epistemological and ontological differences between Peripatetic philosophy and the discipline of Kalām emerge in the context of the nature of divine knowledge. A comparative and conceptual analysis method is used in the research. In this context, Ibn Sīnā’s conception of the Necessary Existent (Wājib al-Wujūd), his theory of emanation, and his metaphysical system concerning the relationship between God and the universe are initially examined; subsequently his understanding of divine knowledge is evaluated. Then, the criticisms developed by al-Samarqandī within the Kalām tradition are addressed, and the arguments he puts forward are analyzed particularly in relation to the connexion (taʿalluq) of the attribute of knowledge, the relationship between divine attributes, and God’s being a voluntary agent (fāʿil mukhtār). The findings of the study show that Ibn Sīnā grounds God’s knowledge as an eternal and immutable universal knowledge and argues that particulars are known within the scope of this knowledge through their causes and universal principles. In contrast, al-Samarqandī maintains that the attribute of knowledge is a relational attribute and that changes occurring in the objects of knowledge do not require any change in divine knowledge. According to him, God’s being a voluntary agent necessarily entails the attribute of knowledge together with power, will, and action; therefore, God must know not only universals but also particulars in their individual states. In conclusion, the study demonstrates that al-Samarqandī’s criticisms present a systematic approach within the Kalām tradition defending the scope of divine knowledge and reveals how the epistemological and ontological divergence between Kalām and Peripatetic philosophy is shaped through debates on the attribute of knowledge. Thus, al-Samarqandī’s position in this debate becomes clearer.
Anahtar Kelimeler
Allah’ın Cüz’îleri Bilme Şekline Dair Şemsüddîn es-Semerkandî’nin İbn Sînâ Yorum ve Eleştirisi
Öz
İslam düşüncesinde ilahî bilginin mahiyeti ve özellikle Tanrı’nın cüz’îleri bilip bilmediği meselesi, kelâm ile Meşşâî felsefe arasındaki en önemli tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu tartışma, Tanrı’nın bilgisinin değişmezliği ile âlemde meydana gelen zamansal ve bireysel olayların nasıl bilineceği problemi etrafında yoğunlaşmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel problemi, İbn Sînâ’nın ilahî bilginin kapsamına ilişkin yaklaşımının kelâm geleneği tarafından nasıl değerlendirildiğini ve Şemsüddin Semerkandî’nin bu tartışmadaki konumunun hangi temellere dayandığını ortaya koymaktır. Bu çalışmanın amacı, İbn Sînâ’nın sudûr teorisine dayalı metafizik sistemi içerisinde ilahî bilginin konumunu açıklamak ve Semerkandî’nin bu yaklaşımı hangi kavramsal ve kelâmî ilkeler çerçevesinde eleştirdiğini karşılaştırmalı bir şekilde analiz etmektir. Böylece Meşşâî felsefe ile kelâm disiplini arasındaki epistemolojik ve ontolojik farklılıkların ilahî bilginin mahiyeti bağlamında nasıl ortaya çıktığı gösterilmektedir. Araştırmada karşılaştırmalı analiz ve kavramsal çözümleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çerçevede öncelikle İbn Sînâ’nın zorunlu varlık (vâcibü’l-vücûd) anlayışı, sudûr teorisi ve Tanrı-âlem ilişkisine dair metafizik sistemi incelenmiş, ardından onun ilahî bilgi anlayışı değerlendirilmiştir. Daha sonra Semerkandî’nin kelâm geleneği içerisinde geliştirdiği eleştiriler ele alınarak, özellikle ilim sıfatının taalluku, ilahî sıfatlar arasındaki ilişki ve Tanrı’nın fâil-i muhtâr oluşu bağlamında ortaya koyduğu argümanlar analiz edilmiştir. Çalışmanın bulguları, İbn Sînâ’nın Tanrı’nın bilgisini ezelî ve değişmez bir küllî bilgi olarak temellendirdiğini ve cüz’îlerin bu bilgi kapsamında sebepleri ve tümel ilkeleri aracılığıyla bilindiğini savunduğunu göstermektedir. Buna karşılık Semerkandî, ilim sıfatının taalluk içeren bir sıfat olduğunu ve malûmlarda meydana gelen değişimin ilahî ilimde bir değişimi gerektirmediğini ileri sürmektedir. Ona göre Tanrı’nın fâil-i muhtâr olması, kudret, irade ve fiil ile birlikte ilim sıfatını da zorunlu kılmakta, bu durum Tanrı’nın yalnızca küllîleri değil, cüz’îleri de bireysel halleriyle bilmesini gerektirmektedir. Sonuç olarak çalışma, Semerkandî’nin eleştirilerinin kelâm geleneği içerisinde ilahî bilginin kapsamını savunan bir yaklaşım sunduğunu göstermekte ve kelâm ile Meşşâî felsefe arasındaki epistemolojik ve ontolojik ayrışmanın ilim sıfatı tartışması üzerinden nasıl şekillendiğini ortaya koymaktadır. Böylece Semerkandî’nin bu tartışmadaki konumu daha net bir şekilde ortaya konulmaktadır.
Anahtar Kelimeler