In the history of art, the fragmentation of the body and the representation of abandoned limbs are encountered through aesthetic, psychoanalytic, and social dimensions. Although the body functions as an organic whole, throughout history detached or missing limbs have acquired different meanings in relation to social violence, individual traumas, and cultural transformations. In the works of Goya and Géricault, the dramatic effects of war and death are depicted, while in Beckett’s theater, limbs are transformed into existential inquiries. The works of Bellmer and Marc Quinn present fragmented bodies in an independent and striking manner, challenging the ideal perception of the body, whereas the Chapmans make the historical continuity of violence visible in a grotesque and critical language. In the works of Louise Bourgeois and Kiki Smith, fragmented limbs are associated with the psychoanalytic unconscious, individual traumas, and socio-political pressures, creating a tension-filled dialogue between the viewer and the artwork. Consequently, the images of limbs and the body transcend mere anatomical detail to become a representation of the fragile nature of both individual identity and collective memory. Furthermore, they transform into a powerful metaphor of the body’s fragmented nature, thereby attaining a central position within the intellectual and critical framework of art.
Sanat tarihinde bedenin parçalanışı ve terkedilmiş uzuv temsillerinin estetik, psikanalitik ve toplumsal boyutlarıyla karşılaşılmaktadır. Beden, organik bir bütün olarak işlev görmesine rağmen, tarih boyunca kopmuş veya eksilmiş uzuvlar, toplumsal şiddet, bireysel travmalar ve kültürel dönüşümlerle birlikte farklı anlamlar kazanmıştır. Goya ve Géricault’un eserlerinde savaş ve ölümün dramatik etkileri, Beckett’in tiyatrosunda uzuvların varoluşsal sorgulamalarına dönüşmüştür. Bellmer ve Marc Quinn’in çalışmaları, parçalanmış bedenlerin ideal beden algısına karşıt olarak bağımsız ve çarpıcı bir biçimde sunulmasına neden olurken Chapmanlarda ise şiddetin tarihsel sürekliliğini grotesk ve eleştirel bir dille görünür hale getirmiştir. Louise Bourgeois ve Kiki Smith’in eserlerinde parçalanmış uzuvlar, psikanalitik bilinçaltı, bireysel travmalar ve toplumsal-politik baskılar ile ilişkilendirilmiş, izleyici ile eser arasında gerilimli bir diyalog yaratmıştır. Sonuç olarak, uzuv ve beden imgeleri, yalnızca anatomik bir ayrıntı olmanın ötesine geçerek, bireysel kimliğin ve kolektif hafızanın kırılgan yapısı haline gelmiştir. Hatta bedenin parçalı doğasını temsil eden güçlü bir metafor hâline dönüşerek; sanatın düşünsel ve eleştirel zemininde merkezi bir konum kazanmasına neden olmuştur.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Güzel Sanatlar |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 14 Eylül 2025 |
| Kabul Tarihi | 18 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 7 Sayı: 2 |