Bu çalışma, nahiv ilmi geleneğinde istişhâdın temel kaynaklarını, Kur’ân, hadis ve klasik Arap şiiri özelinde ele almakta ve bu üç kaynağa ne ölçüde müracaat edildiğini önde gelen nahiv kitapları çerçevesinde incelemektedir. Bu kapsamda dönemin kimi önemli nahiv kitaplarının içeriklerindeki âyet, hadis ve şiir sayıları metot ve istişhâd eksenli yapılmış modern çalışmalarla desteklenerek bu üç temel semâî kaynağın ne ölçüde kullanıldıkları somut biçimde ortaya konmuştur. Bulgular, hadislerin ilk dönem dilcileri tarafından son derece sınırlı biçimde kullanıldığını göstermektedir. Bu sınırlı kullanımı açıklamak için birkaç temel gerekçe öne çıkmaktadır. Öncelikle hadis metinleri, Kur’ân âyetlerinin aksine, isnad zinciriyle rivayet edilmekte ve bu durum onların metinsel sabitliğini zayıflatmaktadır. Ancak bundan daha belirleyici olan bir diğer etken, hadislerin çoğunlukla lafzî değil manevî anlam aktarımına dayalı bir rivayet geleneğiyle günümüze ulaşmış olmasıdır. Bu durum, metnin birebir lafzına değil, anlamına sadık kalınarak aktarıldığı anlamına gelir ki bu da dilsel formların tespitinde sorunlar doğurmuştur. Buna karşılık Kur’ân âyetleri, lafız ve mana yönüyle tartışmasız bir dil otoritesi kabul edilmiş ve gerek nüzul sürecinde gerekse mushaf hâlinde sabitlenmiş olması nedeniyle gramerde birinci derecede delil olarak yer almıştır. Klasik Arap şiiri de fasih dilin tabiî ve tarihsel örnekleri olarak istişhâd hiyerarşisinde ikinci derecede kabul edilmiştir. Öte yandan birçok klasik nahiv kitabında şiir beyitlerinin sayıca âyetlerden fazla olmasına rağmen, bu farkın şiirin âyetlere tercih edildiği anlamına gelmediği; aksine, şiir malzemesinin hacmen çokluğu nedeniyle bu oransal dengenin doğal bir sonuç olduğu vurgulanmıştır. Çalışmada Kur’ân, hadis ve şiirin istişhâd değeri hakkındaki klasik dönem yaklaşımları da gözden geçirilmiş, özellikle kimi muhaddislerin i’râb hatasına düştükleri konusuna da açıklık getirilmeye çalışılmıştır. İstişhâdın semâî (naklî) kaynaklarını oluşturan bu üç kaynak türüne odaklanan çalışmada, özellikle kıyas, icmâ ve istishâb gibi aklî deliller kapsam dışında bırakılmıştır. Bunun temel gerekçesi, çalışmanın odak konusunun sınırlarını korumak ve hacimsel olarak dağılmayı önlemektir. Sonuç olarak bu çalışma, klasik nahiv geleneğinde dilsel delil kabul edilen metinler arasında belirgin bir sıralama bulunduğunu; Kur’ân’ın birincil kaynak olarak tartışmasız bir otoriteye sahip olduğunu, onu klasik şiirin izlediğini ve hadislerin ise oldukça geç dönemde sistematik bir şekilde kullanılmaya başlandığını ortaya koymaktadır.
Arap Dili Belagatı, İstişhâd Hiyerarşisi, Nahiv İlmi, Temel Dayanaklar, Kur'ân-ı Kerîm, Hadis-i Şerîf, Klasik Arap Şiiri
Bu makale Arap “Gramerinde Kavram ve Terminoloji Sorunu” adlı doktora tezinden kısmen yararlanılarak hazırlanmıştır.
Emeği geçen ve geçecek olan herkese şükranlarımı sunarım
This study examines the primary sources of linguistic evidence (istishhād) in the Arabic grammatical tradition, focusing specifically on the Qur’an, Hadith, and classical Arabic poetry. It investigates how frequently these three sources were referenced in prominent grammatical works. Within this scope, selected major grammatical texts are analyzed in terms of the number of verses, hadiths, and poetic lines they contain. These data are supported by modern studies centered on methodology and evidence, thereby presenting concrete findings on the degree to which each of these three transmitted sources was utilized. The findings reveal that hadiths were employed quite sparingly by early Arabic grammarians. Several key reasons account for this limited usage. First, unlike the Qur’anic text, hadiths are transmitted with chains of narration (isnād), which compromises their textual stability. More critically, most hadiths have reached us through a transmission tradition based not on exact wording (lafẓ) but on the conveyed meaning (maʿnā), which means that the narrator preserved the content rather than the exact form. This significantly weakens their reliability as grammatical evidence. In contrast, the Qur’an, preserved both orally and textually with indisputable linguistic authority, has consistently been regarded as the primary and most authoritative grammatical source. Classical Arabic poetry, as a historical and natural manifestation of eloquent language, has occupied a secondary position in this hierarchy. Although poetry appears more frequently than Qur’anic verses in many classical grammar texts, this numerical excess does not imply preference; rather, it reflects the abundant and diverse nature of the poetic corpus. The study also reviews classical perspectives on the evidentiary value of the Qur’an, hadith, and poetry, including discussions on grammatical errors committed by certain hadith transmitters. This work focuses solely on the transmitted (samāʿī) sources of evidence, deliberately excluding rational sources such as analogical reasoning (qiyās), consensus (ijmāʿ), and presumption of continuity (istishḥāb), to maintain the study's scope and coherence. In conclusion, this research demonstrates that the classical Arabic grammatical tradition recognized a clear hierarchy among linguistic sources: the Qur’an held unrivaled authority as the primary source, followed by classical poetry, while hadiths were only systematically incorporated into grammatical analysis at a much later stage.
Arabic Linguistic Rhetoric Hierarchy of Evidence Arabic Grammar Foundational Sources Qur’ān Hadith Classical Arabic Poetry
This article was prepared using material from the doctoral thesis entitled “Concept and Terminology Problems in Arabic Grammar.”
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Arap Dili ve Belagatı |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 6 Ağustos 2025 |
| Kabul Tarihi | 17 Kasım 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 30 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 10 Sayı: 4 |