Although it has different definitions, truth has been something that has been
needed throughout history. Within this need, we have always produced truths specific to
something. Just as there is a truth produced by morality, there has also been a truth
produced by politics. Truth draws a path within its own reality. The truth offered by all
this reality first and foremost constitutes our world of truths. Truths have never been
absolute. Because the truth we accept within the framework of certain conditions may
lose its validity and be replaced by different truths. Nevertheless, the perception of truth
underwent a transformation in the 20th century. Until the 20th century, truth was seen as
something sublime that had to be reached and achieved. However, in the current
century, the situation created by fascism and industrialization has created a new reality
with itself. This reality not only changed and transformed everything in the 20th
century, but also set aside the fragmented and period-specific truth and saw itself as an
absolute determinant of truth. As an important defender of truth, Adorno accepted this determinism as the loss of truth, that is, its elimination. However, this has been in the
form of showing untruth as a truth rather than a total negation of truth. In the context of
Adorno, this article argues that this situation, which led to the transformation of truth
into something that is not truth in the 20th century, is in fact the transformation of truth
by various social conditions.
Farklı tanımlamalara sahip olsa da hakikat tarih boyunca ihtiyaç duyulan bir şey
olmuştur. Bizler bu ihtiyaç içerisinde daima bir şeylere özgü hakikatler üretmişiz.
Ahlakın üretmiş olduğu bir hakikat olduğu gibi aynı zamanda siyasetin de üretmiş
olduğu bir hakikat var olmuştur. Hakikat kendi gerçekliği içerisinde bir yol çizer. Tüm
bu gerçekliğin sunmuş olduğu hakikat her şeyden önce hakikatler dünyamızı oluşturur.
Hakikatler hiçbir zaman mutlak olmamıştır. Çünkü belli koşullar çerçevesinde kabul
ettiğimiz hakikat, geçerliliğini yitirip yerini farklı hakikatlere bırakabilmiştir. Buna
rağmen Hakikat algısı 20. yüzyılda bir dönüşüme uğramıştır. Hakikat 20. Yüzyıla kadar
ulaşıp elde edilmesi gereken yüce bir şey olarak görülmüştür. Ancak gelinen yüzyılda
faşizm ve endüstrileşmenin yaratmış olduğu durum, kendisi ile birlikte yeni bir
gerçeklik yaratmıştır. Bu gerçeklik 20. Yüzyılda her şeyi değiştirip dönüştürdüğü gibi
aynı zamanda parçalı ve belli şeylere dönemlere özgü hakikati bir tarafa bırakarak
kendisini mutlak bir hakikat belirleyicisi olarak görmüştür. Hakikatin önemli bir
savunucusu olarak Adorno bu belirleyiciliği esasında hakikatin yitirilmesi yani ortadan
kaldırılması olarak kabul etmiştir. Yalnız bu, bütünüyle hakikatin yok sayılması olmak
yerine hakikatsizliği bir hakikat şeklinde göstermek şeklinde olmuştur. Bu makale ise
Adorno bağlamında 20. Yüzyılda hakikatin hakikat olmayan bir şeye dönüşmesine yol
açan bu durumun esasında hakikatin çeşitli toplumsal koşullar altında ihtiyaç duyulan
bir şey olmaktan çıkarılmasından kaynaklandığını göstermeyi amaçlamaktadır.
| Birincil Dil | Türkçe |
|---|---|
| Konular | Sistematik Felsefe (Diğer) |
| Bölüm | Araştırma Makalesi |
| Yazarlar | |
| Gönderilme Tarihi | 9 Haziran 2025 |
| Kabul Tarihi | 10 Aralık 2025 |
| Yayımlanma Tarihi | 31 Aralık 2025 |
| Yayımlandığı Sayı | Yıl 2025 Cilt: 17 Sayı: 2 |
Creative Commons Atıf-Gayriticari 4.0 Uluslararası Lisansı (CC BY-NC 4.0) ile lisanslanmıştır.
Derginin tüm içeriğine açık erişim sağlanmaktadır. Yayınlanan makaleler öncelikle İThenticate programında taranmaktadır.
Dergimizde
yayınlanan makalelerin sorumluluğu yazara ait olup, tüm telif hakları Şarkiyat İlmi Araştırmalar Dergisi’ne devrolunmuştur.