ISSN: 2587-2702
e-ISSN: 2602-4896
Başlangıç: 2018
Kapak Resmi
 

Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi ve bağlı olduğu "Psikoterapi Enstitüsü Limited Şirketi" nin  amacı; Türkiye'de psikoterapi eğitimlerinin yaygınlaştırılması, ruh sağlığı profesyonellerinin lisans sonrası gerek duydukları ileri düzey psikoterapi eğitimlerinin organize edilmesi, sürekli eğitim düşüncesi ile dünyadaki güncel bilimsel gelişmeleri aktarması, ulusal ve uluslararası düzeyde konferanslar, paneller, sempozyumlar, kongreler düzenlenmesi, Türkiye’deki ruh sağlığı profesyonellerinin ihtiyaç duyduğu her türlü eğitim malzemesinin (Dergi, kitap, film vb.) temin edilmesi, tercüme edilmesi ve üretilmesini sağlamaktır. Bu amaçlarını gerçekleştirmek Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmi kurumlarında psikoterapi eğitimleri organize etmesi, üniversiteler ile işbirliği yapması, genç ruh sağlığı profesyonellerine bilimsel destek verilmesi, kendi bünyesinde bulunan eğitim ve kongre merkezlerinde ücretli ve ücretsiz eğitimler vererek uygulamalar yapmaktadır. Psikoterapi Enstitüsü'nün temel misyonlarından bir tanesi de yerel ve kültürel vurguya ağırlık vererek ülkemize ve her insana özel psikoterapi programlarının geçerliliğinin ve güvenilirliğinin araştırılması ve test edilmesidir.
Bu amaçlarına ulaşmak için sivil toplum örgütleri ile iş birliği için de; savunuculuk faaliyetleri ve iletişim ağı oluşturmaya çalışmaktadır.

Derleme

Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi 9. Cilt, 17. Sayı Editörden Okuyucuya...

Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi’nin bu sayısı, ruhsal süreçlerle bedensel deneyim arasındaki geçirgen sınırları ve travmatik yaşantıların psikopatoloji üzerindeki çok katmanlı etkilerini odağına alarak, bütüncül klinik bakışın neden artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu güçlü biçimde ortaya koymaktadır.
Bu sayının ilk eksenini, bedenin yalnızca biyolojik bir yapı değil, aynı zamanda ruhsallığın taşıyıcısı ve ifade alanı olduğu fikri oluşturmaktadır. Psikanalitik psikosomatik çerçevede ele alınan deri ve deri hastalıkları derlemesi, deriyi organizmanın sınırı olmanın ötesinde benlik örgütlenmesi, nesne ilişkileri ve erken dönem bakım deneyimleriyle doğrudan ilişkili bir “psişik yüzey” olarak konumlandırmaktadır. Chicago Okulu’nun bilinçdışı çatışma ve dürtü dinamiklerine yaptığı vurgu ile Paris Psikosomatik Okulu’nun zihinselleştirme kapasitesi, temel depresyon ve alerjik nesne ilişkisi kavramları arasındaki kuramsal ayrımlar, dermatolojik semptomların yalnızca organik değil, temsil edilemeyen ruhsal yaşantıların bedensel yazıtları olarak da okunabileceğini göstermektedir. Özellikle temas, kapsanma ve birincil nesne ilişkilerinin niteliğiyle deri hastalıkları arasındaki bağlantı, klinik uygulamada dermatoloji–psikiyatri–psikoterapi iş birliğinin önemini vurgulayan güçlü bir kuramsal zemin sunmaktadır.
Sayının ikinci ana hattı travma ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) üzerine yoğunlaşmaktadır. Travmanın bireyin güvenlik, kontrol ve anlam sistemlerini sarsan bir yaşantı olarak ele alındığı derleme, TSSB’nin yalnızca semptom listeleriyle değil; yaygınlık, etiyoloji ve tedavi boyutlarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Biyolojik yatkınlıklar, önceki psikiyatrik öykü, çocukluk çağı travmaları, toplumsal ve kültürel değişkenler gibi çoklu risk alanlarının birlikte değerlendirilmesi, TSSB’nin doğrusal değil, biyopsikososyal bir model içinde anlaşılması gerektiğini göstermektedir. Psikoterapötik ve farmakolojik yaklaşımların birlikte ele alınması ise travma tedavisinde aşamalı ve ihtiyaç temelli planlamanın altını çizmektedir.
Bu kuramsal ve klinik çerçeveyi tamamlayan bir diğer çalışma, TSSB’de ayırıcı tanı meselesini odağa alarak travma alanındaki en kritik sorunlardan birine dikkat çekmektedir: semptom benzerliği. Uyku sorunları, irritabilite, dikkat güçlükleri, duygudurum değişiklikleri gibi belirtilerin depresyon, anksiyete bozuklukları ve dissosiyatif bozukluklarla geniş ölçüde örtüşmesi, tanısal hatalara zemin hazırlayabilmektedir. Bu bağlamda travmatik olayla semptomlar arasındaki zamansal ve bağlamsal ilişkinin dikkatle değerlendirilmesi, yeniden yaşantılama ve kaçınma gibi travmaya özgü örüntülerin ayırt edilmesi klinik karar verme sürecinde belirleyici hale gelmektedir. Çalışma, TSSB’nin karmaşık yapısının disiplinler arası ve sistematik değerlendirme gerektirdiğini vurgulayarak, travma alanında çalışan tüm profesyonellere metodolojik bir uyarı niteliği taşımaktadır.
Bu sayı bütün olarak değerlendirildiğinde üç ortak vurgu öne çıkmaktadır:
1. Beden ve ruh arasındaki yapay ayrımın aşılması: Deri hastalıklarından travma tepkilerine kadar uzanan yelpazede, bedensel belirtiler ruhsal işleyişten bağımsız düşünülememektedir.
2. Temsil edilemeyenin bedenselleşmesi: Zihinselleştirilemeyen, söze dökülemeyen yaşantıların kimi zaman ciltte, kimi zaman travma semptomlarında ortaya çıkması, klinik çalışmada semptomun “anlamını” araştırmayı vazgeçilmez kılmaktadır.
3. Disiplinler arası zorunluluk: Dermatoloji, psikiyatri, klinik psikoloji ve psikoterapi alanlarının kesişiminde yürütülecek ortak çalışmaların hem tanısal doğruluğu hem de tedavi etkinliğini artıracağı açıktır.
Bütüncül psikoterapi perspektifinin özü tam da burada yatmaktadır: semptomu susturmak değil, semptomun konuştuğu dili anlamak. Bu sayıda yer alan çalışmalar, klinisyenleri yüzeyde görünenin altındaki dinamikleri araştırmaya, travmayı yalnızca olay değil bir süreç olarak ele almaya ve bedeni ruhsallığın sessiz ama güçlü anlatıcısı olarak dinlemeye davet etmektedir.
Bu nitelikli katkılarıyla sayımıza değer katan tüm yazarlara ve hakemlerimize teşekkür eder; okurlarımız için hem kuramsal ufuk açıcı hem de klinik uygulamaya doğrudan temas eden bir sayı olmasını dileriz.
31.01.2026
Doç. Dr. Fatümatü Zehra ERCAN

8. yılımızı tamamladık...

Türkiye Bütüncül Psikoterapi Dergisi 9. yılında.